Tarih boyunca halkının uyanmasını istemeyen despot yöneticiler, iktidarlarını korumak için ‘kahve’ye savaş açtı. Böylece vatandaş hem uyanmayacak hem de ‘şer yuvası (!)’ kahvehanelerde tehlikeli fikirlerle zehirlenmeyecekti.
Bugün yüzlerce çeşidini keyifle tükettiğimiz kahve bir zamanlar tehlikeli olarak görülüyordu. Kahve sadece enerji değil, düşünceyi, merakı ve özgürlüğü de uyandıran bir sembol haline geldiği için kimi dönemlerde yasaklandı. Osmanlı’dan İngiltere’ye kadar birçok ülke kahveyle hem büyülendi hem de ondan korktu.
OSMANLI’DA DİRENİŞ SEMBOLÜ
Kahve, 16’ncı Yüzyıl ortalarında Yemen’den İstanbul’a ulaştığında kısa sürede halkın vazgeçilmezi oldu. Kıraathaneler, yani okuma evleri sadece kahve içilen değil; fikirlerin tartışıldığı, şiirlerin okunduğu, halkın nefes aldığı sosyal alanlardı. Ancak, bu özgür ortamlar dönemin yöneticilerinin dikkatini çekti.
Sultan III. Murad döneminde başlayan baskılar, IV. Murad devrinde katı bir yasağa dönüştü. 1623-1640 yılları arasında kahve, tıpkı içki gibi yasaklandı. Rivayetlere göre, IV. Murad geceleri kılık değiştirip sokaklarda dolaşır, kahve içenleri bizzat yakalatırdı. Yasak o kadar sertti ki, kahve içmenin cezası bazen ölümdü. Ama halk kahveden vazgeçmedi. Kahve gizlice evlerde, tandırların altında, kapalı kaplar içinde pişirilmeye devam etti. Kahve, Osmanlı halkı için bir direniş sembolüydü. Sessiz, sade ama kararlı bir özgürlük alanıydı.
İNGİLTERE’DE YASAK TUTMADI
Kahve, 17’nci Yüzyıl’da İngiltere’ye ulaştığında Londra kısa sürede yüzlerce kahvehaneyle doldu. Bu kahvehaneler sadece içecek servisi yapılan yerler değil; haberlerin, fikirlerin, politik sohbetlerin merkeziydi. Ticaret anlaşmaları yapılır, gazeteler okunur, hatta küçük isyan fikirleri tartışılırdı. Bu durum, II. Charles’ın tepkisini çekti.
1660’larda yayımlanan ‘Coffeehouse Ban of 1675’ ile kahvehaneler tehlikeli fikirlerin yuvası olarak ilan edilip kapatıldı. Ancak, halktan gelen tepki o kadar büyüktü ki, yasak yalnızca birkaç gün sürdü. Kahvehaneler yeniden açıldı ve İngiltere kahve kültürünü Avrupa’ya taşıyan öncü ülke haline geldi.

MEKKE’DE KAHVE İÇENE DAYAK
1511’de Mekke Valisi Hayır Bey, kahvehanelerin seküler bir isyanın merkezi olmasından korkarak tüm kahvehaneleri kapattırdı. Kahve içerken veya satarken yakalanan kişilerin cezası ise dövülmekti.
İSVEÇ’TE FİNCANLARA EL KONDU
İsveç, kahveyi 1746’da yasakladı. Devlet, kahve dışında kahve fincanlarına ve alakalı ekipmanlara da el koydu. Kral Gustav III ise hüküm giymiş katillere ceza olarak kahve içirilmesi emrini verdi. Doktorlar kaç fincan kahvenin hükümlüleri öldüreceğini gözlemledi.
PRUSYA’DA BİRA DAYATMASI
1777’de Prusyalı Büyük Frederick bir manifesto yayınlayarak biranın kahveden üstün olduğunu iddia etti. Kahvenin ülkenin bira tüketimine etki ettiğini öne sürdü. Bu bildiri ile kahveyi yasaklayarak halkı sabahları canlanmak için bira içmeye teşvik etmeye çalıştı. Ancak hiçbir yasak uzun sürmedi. Kahve her seferinde geri döndü. Hem de daha güçlü, daha yaygın ve daha vazgeçilmez olarak.
NEDEN KORKUYORLARDI?
Kahve tarihin farklı dönemlerinde hep tehlikeli fikirlerin içeceği olarak görüldü. Çünkü:
* İnsanları bir araya getiriyordu.
* Sohbeti ve eleştiriyi teşvik ediyordu.
* Zihin açıklığı sağlıyordu.
Mutlak iktidarlar için bu özellikler bir tehditti. Kahvehaneler, sessiz bir toplumsal değişimin kıvılcımını taşıyordu. Kısacası kahve, sadece uykuyu değil, itaati de kaçırıyordu.













