Salonda yükselen o son düdük, yalnızca bir maçın bittiğini ilan etmiyordu.
O ses, bu coğrafyanın kaderine yazılmış, “Yapamazsınız” diyen tüm gölgelerin adeta siliniş çığlığıydı.
Milletler Ligi zaferinin ardından, şimdi bir kez daha parkelere kazınan o altın kupa, damarlarımızda dolaşan kanı bir anlığına dondurdu.
Ardından, 86 milyonluk dev bir kalbin aynı anda atmasına vesile oldu.
Üst üste ikinci kez dünyayı ve Avrupa’yı dize getiren bu kadro tesadüflerin değil; 100 yıllık bir devrimin, başı dik bir duruşun öz evlatları.
Onlar, bu toprakların hayallerini omuzlarında taşıyan Atatürk’ün kızları.
FİLEDE BİR DEVRİM
Parkeye adım attıkları an değişiyor havadaki moleküller.
Bu sadece bir spor müsabakası değil; bir varoluş, bir kimlik mücadelesi.
Kaptan Eda Erdem Dündar’ın gözlerindeki o sarsılmaz iradeye bakın.
Kupayı havaya kaldırırken tüm dünyaya haykırdığı o sözler, asil bir duruşun özeti gibiydi:
“Biz bugün sadece bir şampiyonluk kazanmadık. Cumhuriyet’in bize açtığı yolda Türk kadınının neler başarabileceğini bir kez daha gösterdik. Türk kadını mücadele etmeye ve kazanmaya devam edecek.”
O sahadaki her bir duruş, ezberleri parçalayan bir cevaptı.
Pasörler Cansu Özbay ve Elif Şahin’in parmak uçlarından süzülen her pas, sahadaki arkadaşından önce tüm ülkenin umuduna dokundu.
Hande Baladın, İlkin Aydın, Derya Cebecioğlu, Saliha Şahin ve Yaprak Erkek’in hırsla, yer çekimine meydan okuyarak havalandığı her anda vurulan top, bu ülkede, “Ben de başarabilirim” diyen her genç kızın kalbinde çınladı.
Manşete göğsünü siper eden, defansta adeta bir duvara dönüşen Gizem Örge’nin maç sonu gözyaşları içinde kurduğu şu cümleler, 86 milyonun boğazını düğümledi:
“Evimizde İstiklal Marşı’nı okutmak en büyük hayalimdi. Uzun bir yoldu, sakatlıklar oldu ama sahaya yüreğimizi koyduk. Son setten sonrasını tarif edemiyorum. Kupayı aldık; alnımız ak, başımız dik.”
Gözlerinde ışıl ışıl bir inançla file üstünü kapatan Zehra Güneş, adeta bu zaferin çocuklara ilham olan tarafını özetliyordu:
“Salona gelirken küçük çocuklar, kadınlar bize gözleri ışıl ışıl bakıyordu. İnanılmaz hissettim. Altın madalya en büyük hayalimdi ve başardık. Arkasında devasa bir emek ve ter var.”
Melissa Vargas’ın parkeyi delen smaçları; orta alanda birer çelik kale gibi dikilen Deniz Uyanık, Sinead Jack-Kısal ve Eda’nın blokları; sahanın her karışına yüreğini bırakan libero ekibimiz Eylül Akarçeşme Yatgın ve arka alana can veren tüm oyuncular…
Her biri bu hikâyenin silinmez birer kahramanı.

TRİBÜNDE TEK YÜREK
O kenardaki adama bakın; İtalyan doğup, ruhunu bu ay-yıldızlı bayrağa ve Türk kadınının inancına adamış koç Daniele Santarelli’ye.
Takımın çelikten disiplinine kendi tutkusunu kattı.
Her molada oyuncularının gözlerinin içine bakarken kurduğu cümleler bir stratejiden fazlasıydı:
“Siz kimseden eksik değilsiniz, siz bu dünyanın en iyisisiniz.”
İşte o inanç, sahadaki kırmızılı beyazlı fırtınayı durdurulmaz bir kasırgaya dönüştürdü.
Ama o salonda ve ekran başında sadece sahada ter dökenler yoktu.
86 milyon insan, o top her havalandığında nefesini tuttu.
Gece yarısı meydanlara dökülen gençler, televizyon başında gözyaşlarını tutamayan dedeler, o kızların formasını giyip avazı çıktığı kadar bağıran küçücük kız çocukları…
O an ne dert kaldı bu ülkede ne de ayrılık.
Tek bir yürek olduk: Atasının izinde, göğsü kabararak ağlayan çelik gibi bir millet.
Bu kupalar müzelere konup tozlanacak metaller değil sadece.
KUPA DEĞİL, BİR MİRAS
Bu kupalar; gece odasında ders çalışırken yorulan bir kız çocuğunun duvardaki posterine bakıp yeniden ayağa kalkışıdır.
Çileli Anadolu topraklarında, “Benim de bir hayalim var” diyen kadınların özgürlük çığlığıdır.
Mustafa Kemal Atatürk’ün, “Dünyada her şey kadının eseridir” diyerek yaktığı o kutsal meşalenin 21’inci Yüzyıl’ın zirvesinde alev alev parıldamasıdır.
Onlar sahaya çıktığında, şanlı Türk kadını imajı dünyaya yeniden öğretiliyor.
Güçlü, bağımsız, ne istediğini bilen, pes etmeyen ve zaferi söke söke alan bir kimlik bu.
Teşekkürler Deniz, Eylül, Yaprak, Saliha, İlkin, Cansu, Elif, Gizem, Hande, Vargas, Sinead, Zehra, Eda, Derya ve sakatlığı nedeniyle kadroda yer alamayan Ebrar ve diğerleri…
Bizlere sadece zafer sevinci değil; Türk olmanın, bu bayrağın altında yaşamanın ve Atatürk’ün mirasına sahip çıkmanın o okyanuslar kadar derin gururunu yaşattığınız için…
Başınız her zaman dik, yolunuz daima açık olsun.
Sizler bu ülkenin aydınlık yüzü, Atatürk’ün yılmaz kızlarısınız.
RAKAMLARIN DİLİ
Kadrodaki 14 oyuncunun verileri üzerinden yapılan istatistiksel analiz şöyle:
Ortalama yaş: 28.1
Ortalama boy: 1.86 metre
Ortalama kilo: 71.3 kilo
Doğdukları şehir: Ankara (5), İstanbul (3), Mersin (1), Kütahya (1), İzmir (1), Küba (1), Trinidad ve Tobago (1)
Eğitim durumu: Yüzde 78 yükseköğretim (Marmara, Bahçeşehir, Bilgi, Gazi, Üsküdar, Nişantaşı, Howard)
En yaşlı / en deneyimli: Eda Erdem Dündar (39)
En genç: Deniz Uyanık (25)
En uzun: Sinead Jack-Kısal (1.98) ve Zehra Güneş (1.98)
En kısa / libero: Gizem Örge (1.70) ve Eylül Akarçeşme Yatgın (1.73)
Eğitim ve Memleket Dağılımı
Ankara ekolü: Kadronun yüzde 35’i (Gizem, İlkin, Saliha, Elif, Eylül) Başkent doğumlu.
Üniversite: Spor bilimleri, iletişim, mimarlık ve spor yöneticiliği.
KOMPLE SPORCULAR
Türkiye’nin gururu kadın voleybolcularımız başarılarıyla göz kamaştırıyor. Ama şampiyon kızlarımızın spordaki yetenekleri sadece voleybol sahalarıyla sınırlı değil.
Eda Erdem Dündar: Basketbol
Profesyonel olarak 24 Aralık 2000’de Beşiktaş altyapısında voleybola başlayan Eda Erdem Dündar aslında bu tutkuyu küçük yaşlarından beri içinde taşıdığını ifade ediyor. Seneler önce basketbolla şansını denemeye karar verse de hayat onu voleybola yönlendirmiş ve başarılı oyunculuğunun ilk basamaklarını böylece tırmanmaya başlamış.
İlkin Aydın: Futbol ve basketbol
İlkin Aydın, babasının futbol, annesinin ise voleybol geçmişi olan bir ailede büyüdü. İlkin, basketbol ve futbolun ardından voleybola yöneldi. Türk Telekom forması giyen dönemin oyuncularından Maja Poljak’ı izlemesinin spora bakışını değiştirdiğini anlatan İlkin Aydın, kariyerine orta oyuncu olarak başladıktan sonra smaçör pozisyonuna geçirildi.
Ebrar Karakurt: Basketbol
Smaçlarıyla voleybol sahasını sallayan Ebrar Karakurt, uzun boyu ve atletik yapısıyla basketbol sahasında da büyük başarılar elde edebilirdi. Ebrar, “Basketbolu da çok seviyorum. Eğer voleybolcu olmasaydım kesinlikle basketbol oynardım” diyor.
Zehra Güneş: Cimnastik
Esnekliği ve çevikliğiyle dikkat çeken Zehra Güneş, jimnastikte de büyük potansiyele sahip. Zehra, “Küçükken jimnastik yapmayı çok isterdim. Voleybol sayesinde esnekliğimi koruyorum, bu da jimnastikte başarılı olmama yardımcı olabilirdi” şeklinde konuşuyor.
Hande Baladın: Cimnastik, yüzme, tenis
Hande Baladın, jimnastik, yüzme ve tenisin ardından voleybola başladı. Suyu çok seven Hande, yüzme sporunda da iddialı olabileceğini düşünüyor. Hande Baladın, “Yüzmeyi çok seviyorum ve iyi yüzdüğümü düşünüyorum. Eğer voleybolcu olmasaydım yüzmeye daha fazla zaman ayırabilirdim” diyor.
Cansu Özbay: Tenis
Çabukluğu ve refleksleriyle bilinen Cansu Özbay, tenis kortlarında da rakiplerine zor anlar yaşatabilirdi. Cansu, “Tenis oynamayı çok seviyorum. Eğer voleybolcu olmasaydım tenise daha fazla zaman ayırabilirdim” diye konuşuyor.













