Ailem, işim ve koşu hayatımın üç temel ekseni

Göçtur Otellerden Sorumlu İcra Kurulu Başkan Yardımcısı Rena Çukurova’nın hayatında aile, iş, koşu önemli bir yer tutuyor.

Aile şirketinin üçüncü nesil temsilcilerinden olan Rena Çukurova, yaklaşık 10 yıl New York’ta yaşadı. Mimarlık eğitiminin ardından mimar olarak çalıştı. Otelcilik üzerine yüksek lisans eğitimi sırasında İsviçre’de bulundu, tezini yazarken de 6 ay Hong Kong’da yaşadı.

Bugün iş yaşamının önemli bölümünü Göçtur’daki sorumlulukları oluştururken, sabahın erken saatlerini koşuya ayırıyor. Haftada 60-65 kilometre koşuyor, yol ve patika yarışlarına katılıyor, seyahatlerinde de sabah koşularını aksatmıyor.

Şimdiye kadar 41 ülke gezen Çukurova’nın önündeki hedeflerden biri de bu sayıyı 50’ye çıkarmak. “İş dışında da kendinizi beslemeniz gerektiğine inanıyorum” diyen Rena Çukurova için koşu, yoğun iş temposunun içinde kendine zaman ayırmanın en önemli yollarından biri. İş için gerçekleştirdiği seyahatlerde bile koşuyu rutinine dahil ederek farklı şehirleri keşfederken kendisine de alan açıyor.

HIZLI DÜŞÜNEN, HIZLI KONUŞAN, HIZLI HAREKET EDEN BİRİYİM. KOŞU BUNLARIN SUSTUĞU ZAMAN BİR DİLİMİ

* Yoğun iş hayatınız içinde kendinize zaman ayırmayı nasıl başarıyorsunuz?

– Ailem, işim ve koşu hayatımın üç temel önceliği, üç temel ekseni. İşinizi severek yaptığınızda yoğunluk da farklı bir anlam kazanıyor. Yaptığınız iş size sadece bir sorumluluk gibi gelmiyor, daha iyisini nasıl yapabileceğinizi düşünmekten, üretmekten ve geliştirmekten de keyif alıyorsunuz. Elbette bunun uzun yıllar sürdürülebilir olması önemli. Bu nedenle iş dışında da kendinizi beslemenin, farklı alanlara zaman ayırmanın çok değerli olduğuna inanıyorum.

Benim hayatımda koşu hep vardı ama son yıllarda çok daha belirgin bir yer edinerek hem stres yönetimimin hem de iş-özel hayat dengemin önemli bir parçası oldu. Koşuyla lise yıllarında, kros takımında tanıştım. Üniversite ve iş hayatında da koşmaya devam ettim, ama fakat düzensizdi. 2019’da Amerika’da iken ilk yarışımı koştum. Pandemi döneminde New York sokaklarının boş olması koşu hacmimi artırdı. 2024’ten itibaren yarışları ve antrenmanları gerçek bir hedef doğrultusunda ele almaya başladım.

Gün içinde çok sayıda insanla çalışıyorum, sürekli karar veriyorum ve farklı başlıklar arasında hızlı geçiş yapıyorum. Ben zaten hızlı düşünen, hızlı konuşan ve hızlı hareket etmeyi seven biriyim. Koşu ise bütün bunların sustuğu bir zaman dilimi. Sabah, gün başlamadan önce sadece kendime ayırabildiğim; nefesime, ritmime ve bedenime odaklandığım bir alan. Düşünce akışımı kontrol etmeme de yardımcı oluyor. Sanırım beni yıllardır düzenli koşmaya devam ettiren şey, koşunun yarattığı bu denge.

HER GÜN, “DÜNDEN DAHA İYİ NASIL YAPABİLİRİZ?” SORUSUNA YANIT ARIYORUZ

* Aile şirketinde üçüncü nesil olmak sizin açınızdan nasıl bir sorumluluk taşıyor?

– Ben mimarım. Yaklaşık 10 yıl New York’ta yaşadım. Bunun 5 yılı mimarlık eğitimiyle, 5 yılı da mimar olarak çalışmakla geçti. Özellikle otel projelerinde çalıştım. Bu dönemde otelcilik üzerine yüksek lisans yapmak için 4 ay İsviçre’de bulundum, tezimi yazarken de 6 ay Hong Kong’da yaşadım. Kardeşimle birlikte 2020’de şirkete katıldık, 2022’den itibaren tam anlamıyla icranın içinde yer aldık. Annem bugün yönetim kurulu başkanı, biz de şirketi ona raporluyoruz.

Aile şirketine döndüğünüzde, hele ki turizm sektöründe, işin mesai saatiyle sınırlı kalması pek mümkün olmuyor. Buna karşılık yaptığınız işten keyif almanız ve sonucu bir ekiple birlikte üretmeniz yoğunluğu daha sürdürülebilir kılıyor. Üçüncü neslin önemli katkılarından birinin hız ve çeviklik olduğunu düşünüyorum. Yöneticilerimizin yaş ortalamasının görece genç olması da dinamik bir ekip yapısı oluşturuyor. Şu anda daha merkezi bir yapıya geçiyoruz. Yatırımlarımız ağırlıklı olarak Ege Bölgesi’nde. Ancak; sistemleri, sürekli tesislerde bulunmayı gerektirmeyecek şekilde merkezileştirmeye çalışıyoruz. Dijitalleşme konusunda da yoğun çalışıyoruz. Kendi Ar-Ge yapımız bulunuyor. Bizim için önemli olan bu yapıyı bizden sonraki döneme de taşıyabilmek. Her gün, “Dünden daha iyi nasıl olabiliriz?” sorusuna cevap arıyoruz.

MADALYALARIM VAR AMA BENİM İÇİN YARIŞIN DEĞERİ YALNICA DERECE DEĞİL

* Yarışlara düzenli biçimde katılmaya nasıl başladınız? Koşu günlük hayatınızda nasıl bir yer tutuyor?

– 2021’de Türkiye’deki ilk yarışımı, İstanbul Maratonu’nun 15 kilometrelik etabını koştum. Bu yarışa özel bir hazırlık yapmadan katıldım. Ama yarışları ve antrenmanları gerçek anlamda performans hedefiyle ele almaya 2024’te başladığımı söyleyebilirim. Çeşme Yarı Maratonu hayatımda ilk kez bilinçli olarak hazırlandığım yarıştı. Öncesinde koşuyordum ve yarışlara giriyordum, 2024’te ilk kez bir hedefe göre antrenman yaptım. Yarış odağı, sporu yalnızca ‘sabah kalkıp hareket etmekten’ çıkarıp disiplinli bir antrenman sürecine dönüştürüyor.

* Yarışlarda dereceleriniz var mı?

– Genel klasmanda profesyonel sporcular öne çıkıyor, benim derecelerim daha çok yaş kategorisinde. Erdek’teki Kyzikos Ultra Trail 20K yarışında yaş kategorimde birinci oldum. Dalyan’daki 25K Trail’de üçüncülük, Edremit’teki yarı maratonda ise ikincilik elde ettim. Son olarak ağustostaki Kocaeli Ultra 15K parkurunda yaş kategorimde ikinci oldum. 40 yaş altı kategorisinde yarışıyorum. Benim için yarışın değeri yalnızca derece değil. Bir hedef belirleyip onun için çalışmak ve sonunda o sürecin karşılığını görmek de çok önemli.

KOŞU BANA SAKİN KALMAYI ÖĞRETİYOR

* Bugün nasıl bir antrenman düzeniniz var?

– Haftanın 5-6 günü yaklaşık 60-65 kilometre koşuyorum. Koşmadığım günlerde kuvvet çalışıyor veya yüzüyorum. Genellikle 05.00-05.30 gibi kalkıp 06.00-06.30 civarında koşuya başlıyorum. Az uyuyan biriyim, 5-6 saat uyku bana çoğu zaman yetiyor ve erken kalkmakta zorlanmıyorum. Özellikle kışın karanlıkta ve yağmurda çıkmak ciddi disiplin gerektiriyor. Her sabah motive uyanmıyorsunuz. Ben disiplinin motivasyondan daha kalıcı olduğuna inanıyorum. Bir hedefiniz olduğunda, “Hava soğuk, bugün çıkmayayım” diyemiyorsunuz. Sabahın erken saatlerinde hareket etmek de güne çok daha dinamik başlamamı sağlıyor.

* Koşunun fiziksel tarafından çok zihinsel etkisini vurguluyorsunuz. Size ne kazandırıyor?

– Koşu bana sakin kalmayı öğretiyor. Fiziksel kuvvetin yanı sıra zihinsel dayanıklılık da kazandırıyor. Sabah antrenmanından sonra oluşan başarma duygusuyla güne başlıyorum. Özellikle kontrol edemediğim birçok şeyin olduğu günlerde koşu bana kontrol edebildiğim bir düzen sunuyor.

Uzun yıllar belirli bir disiplinle koşmanın iş hayatına yansımasını da görüyorum. Yarış günü gördüğünüz sonuç, aylarca süren görünmeyen antrenmanın çıktısı. İş hayatında da benzer bir durum var. Dışarıdan görünen başarının arkasında uzun bir ekip çalışması ve hazırlık süreci bulunuyor. Severek ve istikrarlı biçimde yaptığınız bir şeyde zamanla sonuç alıyorsunuz.

* Yarışlarda bunu kendinize hatırlattığınız zor anlar oluyor mu?

– Çok oluyor. Dalyan’daki yarışta bitişe yaklaşırken bir daha koşu ayakkabısı giymeyeceğimi düşündüm. Sonra finişe geldim ve yaş kategorimde üçüncü olduğumu gördüm. İnsan bazen yalnızca kendisinin zorlandığını sanıyor ama herkes kendi mücadelesini veriyor.

KENDİMİ PATİKA KOŞUCUSU OLARAK TANIMLAYABİLİRİM

* Yol mu, patika mı?

– Bu sorunun cevabını tam olarak bulamadım ama kendimi patika koşucusu olarak daha rahat tanımlayabilirim. İkisinin verdiği haz farklı. Asfaltta antrenman çeşitliliğini seviyorum. Farklı tempolar ve farklı zorlanmalar var. Temponuzu daha çok siz belirliyorsunuz. Patikada ise tempoyu arazi belirliyor. Saatinize ve pace’inize değil, nabzınıza ve hissiyatınıza odaklanıyorsunuz. Bir de doğa, manzara ve yokuşun bedeninizde yarattığı o zorlanma var. Onu tarif etmek zor, benim için çok farklı bir his.

* En unutamadığınız yarış hangisi?

– Kaçkar by UTMB. Hem parkurun zorluğu hem de doğa koşulları nedeniyle unutulmaz bir deneyimdi. Yarışa yaklaşık 5 derecede başladık, zirvede eksi derecelerde ve karın içinde koştuk. 23 kilometrede bin 371 metre tırmandık ve yüksek irtifanın etkisini her adımda hissettik. Ertesi gün güneş açınca, bir gün önce sis nedeniyle hiç göremediğimiz yaylalar ortaya çıktı. Doğanın şartları nasıl tamamen değiştirebildiğini görmek patika koşusunun en büyüleyici taraflarından biri.

HAYATIMIN YÜZDE 45’İ FARKLI ŞEHİR VE ÜLKELERDE GEÇİYOR

* Koşu aynı zamanda seyahat etme biçiminizi de değiştirmiş görünüyor…

– Kesinlikle. Hayatımın yaklaşık yüzde 40-45’i farklı şehirlerde ve ülkelerde geçiyor. Nerede olursam olayım koşacak bir yer bulmaya çalışıyorum. Seyahate çıktığımda kaldığım otelin çevresinde koşabileceğim yerleri araştırıyorum. Bir şehri koşarak keşfetmek de benim için en güzel deneyimlerden biri. Birkaç ay önce Barselona’daydım. Sabah erken saatte Gaudi’nin eserlerinin önünden koştum. Ortalıkta turist yoktu, hava serindi. Koşumu deniz kenarında bitirdim ve sonra otele dönüp güne başladım. Şehri bu şekilde deneyimlemek bambaşka bir his.

* New York, İsviçre ve Hong Kong’da yaşadınız. Seyahat merakınız da o yıllarda mı gelişti?

– Hong Kong’da yaşadığım dönemde Asya’yı kapsamlı biçimde gezme fırsatım oldu. Kuzey Amerika ve Asya’da çok sayıda ülke gördüm. Güney Amerika’da ise henüz istediğim kadar gezemedim. Arjantin ve Patagonya başta olmak üzere orada daha fazla yer görmek istiyorum. Güney Afrika’yı da çok merak ediyorum.

BESLENME EN EKSİK OLDUĞUM ALAN

* Bu kadar disiplinli bir spor düzeniniz varken beslenme konusunda da aynı ölçüde katı mısınız?

– Hayır, hatta açıkçası en eksik olduğum alan bu olabilir. Yeme-içmeyi çok seviyorum. Normalde belirli saatlerden sonra yememek, bazı besinleri doğru kombinasyonlarla tüketmek gerekiyor. Bunların hepsine uyduğumu söyleyemem. Hayattan keyif almaya önem veriyorum. Koşuda hırslı ve azimliyim ama keyif alma duygusunun bittiği noktada bırakabilecek esnekliğe de sahip olduğumu düşünüyorum. Benim için koşunun hayatıma iyi gelen bir şey olarak kalması önemli.

SANAT SABIR İSTİYOR, BENDE O SABIR PEK YOK

* Mimarlık geçmişiniz var. Sanat da hayatınızın bir parçası mı?

– Mimar olmam dışında sanatla birebir üretici olarak çok yoğun ilgilendiğimi söyleyemem. Sanat büyük sabır istiyor, bende o sabır pek yok. Seramiği birkaç kez denedim ama annem bu konuda benden çok daha ilgili. Aslında Göçtur’daki sanat, kültür ve eğitim yaklaşımının arkasında da annem Naile Çukurova’nın çok güçlü bir etkisi var. Kurucumuz dedem Mehmet Nuri Göçen, ancak Göçtur’u bugünkü haline dönüştüren annemdir. Sanatı, kültürü ve eğitimi şirket kültürünün bir parçası haline getiren ve dedemin vefatından sonra, 2014’te onun adını taşıyan Mehmet Nuri Göçen Kültür, Eğitim ve Sanat Vakfı’nı kuran da annem Naile Göçen Çukurova’dır.

VAKIFTA KOŞU TARAFINA DAHA YAKINIM

* Vakfın çalışmalarında siz hangi alana daha yakınsınız?

– Ben doğal olarak koşu tarafına daha yakınım. Vakıf olarak her yıl resim ve seramik çalıştayları gerçekleştiriyoruz. Başarılı öğrencilere burs veriyor, kız öğrencilere pozitif ayrımcılık uyguluyoruz. Lise ve üniversite öğrencilerine yönelik sanat yarışmaları da düzenliyoruz. Ben özellikle, ‘Gençler Geleceğimizdir’ koşusuyla birebir ilgileniyorum. Bu yıl 7’ncisini gerçekleştirdik ve yaklaşık 300 katılımcıya ulaştık. 5 ve 10 kilometrelik iki parkurumuz var. Koşudan elde edilen gelirin tamamını öğrencilerin eğitim burslarına aktarıyoruz. Önümüzdeki yıl 8’inci koşuda hedefimiz 500 katılımcıya ulaşmak, mümkünse bu sayıyı aşmak.

HEDEFİM 3 BİN KİLOMETRE KOŞMAK VE GEZDİĞİM ÜLKE SAYISINI 50’YE ÇIKARMAK

* İş, koşu, yarışlar, seyahat, vakıf… Önünüzde kişisel olarak hangi hedefler var?

– Kendime sürekli yeni hedefler koymayı seviyorum. Bu yıl için 3 bin kilometre hedefi koydum. Koşuda bir sonraki önemli adımım deneyimimi yurt dışına taşımak. Aralıkta UTMB serisinin Umman etabında koşacağım ve bu benim ilk uluslararası trail yarışım olacak. 2027’de de yurt dışındaki patika yarışlarını daha fazla takip etmek istiyorum.

Seyahatte hedefim 41 ülkeyi 50’ye çıkarmak. Ama bütün bunlarda benim için ortak bir nokta var: Yaptığım şeyden keyif almak. İşte de koşuda da uzun süre devam edebilmenin yolu bu. Disiplin önemli, hedef önemli, sonuç önemli ama hayatın yalnızca bunlardan ibaret olmaması da önemli.

Paylaş

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir