Kaderini depremlerin çizdiği bir beyin cerrahı

Doç. Dr. Bülent Bozyiğit

5 yaşında bir köy okulunda başlayan okuma sevdası, amcasına duyduğu hayranlıkla birleşip ömürlük bir hekimlik tutkusuna dönüştü. Tıp fakültesini dereceyle bitiren, meslek hayatında 30 yılı ve 10 binin üzerinde başarılı ameliyatı geride bırakan Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Bülent Bozyiğit, sadece cerrahi başarılarıyla değil, fedakârlıkla örülü hayat felsefesiyle de ilham veriyor.

1999 İstanbul ve 2023 Malatya depremleriyle hayatının dönüm noktalarını yaşayan, kaderin yönlendirmesiyle bugün İzmir Özel Sağlık Hastanesi’nde hastalarına şifa dağıtmaya devam eden Doç. Dr. Bozyiğit’le çok özel bir söyleşi gerçekleştirdik. Çiftlik hayatından tenis tutkusuna, sporun omurga sağlığındaki hayati rolünden modern çağın ve ekran bağımlılığının bel ve boyunda yarattığı gizli tehlikelere kadar pek çok konuyu konuştuğumuz bu ilham verici sohbetle sizleri baş başa bırakıyoruz.

AMCAMI KENDİME ROL MODEL ALDIM

* Çocukluğunuzdan ve doktor olma kararınızdan bahseder misiniz?

* Malatya’da doğdum. Babam ilkokul öğretmeniydi. Malatya’ya 15 kilometre mesafedeki Karakaş Köyü’nde bir ilkokul vardı. 5 sınıfın aynı anda okuduğu bir okuldu. Ben ilkokula 5 yaşında başladım, 3 ayda okuma yazmayı öğrendim. Babam aynı zamanda öğretmenim olduğu için beni ikinci sınıfa aldı. O yıllarda köy hayatı çok daha zordu. Elektrik yoktu, gaz lambası ve lüks ışığında ders çalışırdım. 80’li yıllarda şehir merkezine geldik. Ortaokula başladım. O yaşantıya alışmakta ilk başlarda zorlandım, ama sonrasında alıştım. Amcam Elazığ’da doktordu. Vatandaşlardan büyük saygı ve sevgi görürdü. Ben de 3-4 yaşlarından itibaren hep doktor olmak istedim. Ortaokul ve liseyi de Malatya’da bitirdikten sonra çocukluk hayalimi gerçekleştirmek üzere Edirne’de Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi’ne gittim.

* Uzmanlığınız hangi üniversitede oldu? Neden beyin cerrahisini tercih ettiniz?

– Trakya Üniversitesi’ne 1987’de girdim, 1993’te de bitirdim. Beyin cerrahisi aslında ilk tercihim değildi. Ben fakülteyi dereceyle bitirdim. Hayalim hep invaziv kardiyolog olmaktı. Yapı itibariyle hep ileriyi düşünürüm. Gelecekte hangi branş veya alanlarda ihtiyaç olacak onu tespit etmeye çalışırdım. Aldığım puan sonucunda uzmanlığımı İstanbul Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’nde yaptım. Aslında pek bilinmez ama orada psikiyatri, nöroloji ve beyin cerrahisi bölümleri vardı. Henüz 3 aylık asistanken, hocamın gözetiminde bir beyin kanamasına müdahale ettim. Erken dönemde hocamın bana değer vermesi, böyle bir sorumluluk yüklemesi beni çok gururlandırdı. Operasyon sonunda bir insanın hayatını kurtarmıştım ve bu bölümde ilerlemenin ne kadar doğru olduğunu anladım.

MALATYA-İSTANBUL-MALATYA-İZMİR

* Sonrasında memleketiniz Malatya’ya döndüğünüzü biliyoruz. Orada neler yaşadınız?

– İstanbul’da uzmanlığımın son yılıydı. 1999’da deprem oldu ve İstanbul’dan ayrılmaya karar verdim. Memleketim Malatya’ya döndüm. O zaman ne kadar doğru bir karar verdiğimi anladım. O yıllarda Malatya’da beyin cerrahisine çok ciddi ihtiyaç olduğunu gördüm. O güne kadar gerçekleştirilmeyen birçok ameliyatı yapmaya başladım. Malatya o yıllarda başka şehirlere hasta göçü veriyordu. Sonrasında ise biz artık başka şehirlerden hastaları Malatya’ya çekmeye başladık. Aralıksız 23 yıl çalıştım. Kaderin cilvesine bakın ki, bu kez de 6 Şubat depremi yaşandı. Hayattaki dönüm noktalarımız aslında depremler oldu. İstanbul depreminden sonra Malatya’ya, Malatya depreminden sonra da İzmir’e gelmek zorunda kaldık. Uzun yıllardır dostum olan Gözde Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Opr. Dr. Kenan Kalı’nın daveti üzerine Özel Sağlık Hastanesi’nde göreve başladım. Meslek yaşamımda 30 yılı geride bıraktım. Mesleki gelişmenin hiçbir zaman bitmeyeceğinin farkındayım. Yeni makale ve yayınları sürekli takip ediyorum. 20’nin üzerinde ulusal ve uluslararası makale yazdım. 10 binin üzerinde de operasyona imza attım. Almanya, Avusturya İtalya’da 50’nin üzerinde sertifikalı eğitim aldım. Uluslararası birçok kongreye katıldım, orada farklı ülkelerden gelen hekimlerden yeni bilgiler edindim. Teknolojik ilerlemeler sayesinde, yaptığımız ameliyatlar artık daha başarılı hale geldi. Bugüne kadar binlerce insanın hayatına dokundum. Bu, bana büyük bir manevi haz veriyor.

HEKİMLER SADECE KENDİLERİ İÇİN YAŞAMAZ

* İzmir’e alışmanız kolay oldu mu?

– İzmir aslında hiç bilmediğim bir şehirdi. Bütün işimi, ailemi, evimi, her şeyi taşıyıp yeni bir yaşama başladım. Tabii ki, bir hekim olarak yine hastane, yine hasta, yine ameliyathane… Benim için aynı düzen devam etti. Bizim hayatımız buralarda geçtiği için çok da zorluk yaşamadım. İki oğlum var. Doktorların çocukları çoğu zaman tıp istemezler. Büyük oğlum bilgisayar mühendisi oldu. İngiltere’de yapay zekâyla ilgili mastır yaptı ve orada işe başladı. Küçük oğlum da İstanbul’da endüstri mühendisliği okuyor. Hekimliğe belki dışarıdan biraz daha farklı gözle bakanlar olabilir. Ama gerçekten kutsal bir meslek. Bu işi gönülden seven bir insan için muhteşem ve maneviyatı çok yüksek. Ama gerçekten çok büyük fedakârlık istiyor. Bizim mesleğimizde kendin için yaşamıyorsun aslında. Biz kendimizi hep ihmal ederiz. Sağlık anlamında da sosyal anlamda da… Bazen 7 gün 24 saat yetmiyor. Ancak, bir insanın hayatına dokunmak, yaşam kurtarmak ve ailelerinin minnetini almak paradan çok daha önemli.

KARA KUŞAK KARATE DE YAPTIM TENİS DE OYNADIM

* Hekim olarak sürekli ameliyat ve muayene yoğunluğu içindesiniz. İnsanlar size canlarını emanet ediyor. Bu stresi yönetmek ve rahatlamak için neler yaparsınız?

– Hayatım boyunca iş stresimi azaltmak için spora ve doğaya yöneldim. Ortaokul ve lise döneminde aktif şekilde tekvando ile uğraştım. Kara kuşak olarak derecelerim de oldu. Ondan sonra tenise merak saldım. İstanbul yıllarımda Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’nin tenis kortları vardı. Sonrasında Malatya’da üniversitede oynadım. Bu arada ticaretle de uğraştım. Müteahhitlik de yaptım, mağaza da işlettim. Malatya’da belediye bize bir yer tahsis etmişti. Yap-işlet-devret sistemiyle 20 bin metrekarelik alana tenis kortları ve kafe kurduk. Kent merkezine yeni bir spor ve sosyal alan daha kazandırmış olduk. İnsanları tenis sporuyla tanıştırdık ve sevdirdik. Dünyanın farklı ülkelerini gezip görmeyi ve kültürlerini deneyimlemeyi de çok seviyorum. Deniz tatilinden ziyade, tarihi mekanları keşfetmek ve ülkelerin sosyokültürel yapılarını incelemek ve yeni bilgileri yerinde görmek beni mutlu ediyor.

AÇIK HAVADA BOL OKSİJEN ALIP 45 DAKİKA YÜRÜYÜN

* Spor yapmanın omurga ve iskelet sistemi için faydaları nelerdir?

– Spor, kas ve iskelet sisteminin yakıtıdır. Örneğin, teniste neredeyse vücuttaki bütün kaslar ve eklemler hareket ediyor. İnsanların yaşlarına göre doğru sporu yapmaları ve hareketli bir yaşama sahip olmaları önemli. Burada önemli olan spor öncesinde ısınma hareketleri yapmak. Ağırlık idmanlarını -eğer profesyonel bir sporcu değilseniz- doğru bulmuyorum. Hekim olarak herkese ağır sporları önermeyiz. İskelet sistemine, kompresyon dediğimiz baskı yapıyor. Disklere, kemiklere ve eklemlere aşırı yük biniyor. Mutlaka ısınıp uygun ayakkabıyla, uygun alanlarda spor yapmalıyız. Herkes her türlü spor alanına veya imkânına sahip olmayabiliyor. Tüm hastalarıma önerdiğim şey yürüyüştür. Ben her akşam yaklaşık 45 dakika yürürüm. Açık havada bol oksijenle yürümek her zaman daha iyidir. Hem zihinsel hem de fiziksel anlamda rahatlatıcıdır. Bir de yüzmek çok iyidir.

EKRAN BAĞIMLILIĞI HAREKETSİZLİĞE NEDEN OLUYOR

* Günümüzde evden çalışma ve sosyal medya gibi nedenlerle ekrana bağımlılık arttı. Bu durum, bel ve boyunda ne gibi rahatsızlıklara neden oluyor?

– Teknolojinin gelişmesiyle birlikte yaygınlaşan cep telefonları, sosyal medya ve taşınabilir bilgisayarlar ekran sürelerini çok artırdı. Bu hem yetişkinleri hem de çocukları olumsuz etkiledi. Bizim çocukluğumuzun geçtiği 70-80’li yıllarda hayatımızda bilgisayar ve telefon yoktu. Her yere yürüyerek gider gelirdik. Sokakta oyun oynardık, gezerdik. Birçok fiziksel aktivitede bulunurduk. 2000’lerin ortalarından sonra sosyal medyanın da günlük yaşantıda çok aktif olması herkesi telefona, bilgisayara bağladı. Bireyselleşmeyi ön plana geçirdi. Sosyalleşmeyi sıfırladı. İnsanlar birbirleriyle iletişim kurmuyor. Her fırsatta telefona bakıyorlar. Sokakta, yolda yürürken, araçta bile telefonla ilgileniyorlar. Bu hareketsiz yaşam tarzı iskelet sistemini de olumsuz etkiliyor. Cep telefonuna başı öne eğerek bakmak boyuna 20-30 kilo kadar yük bindiriyor. Omurga bir noktadan sonra ister istemez iflas ediyor. Boyunda kireçlenme, fıtık veya farklı sağlık sorunları ortaya çıkmaya başlıyor. İskelet sistemi hareket etmek zorunda. Yürüyüş ve egzersiz yapmak mecburiyetindeyiz. Yoksa doğal olarak kilo alacağız ve baskı da artacak. Kemiklerimiz gücünü yitirecek, erimeye kadar giden sıkıntılar ortaya çıkacak. Ondan sonra en basit bir travmada kırıklara neden olan sağlık sorunları görülebilir.

MEYVE AĞAÇLARIM VE KÖPEĞİM BENİM İÇİN EN İYİ TERAPİ

* İşin dışındaki zamanlarda sizi en çok dinlendiren uğraşılar neler olur?

– Aile olarak doğayla iç içe olmayı seviyoruz. Malatya’da bir çiftliğim ve kayısı bahçem var. Yaklaşık 35 dönüm. 400 civarında kayısı, toplamda ise 600’e yakın meyve ağacı bulunuyor.

* Malatya’da olmak nasıl bir duygu yaratıyor sizde?

– Malatya’ya her ay gidiyorum. Her gidişimde mutlaka bahçeye uğrarım. Orada zaman geçirmek beni dinlendiriyor. Doğayla uğraşmak benim için terapi gibi. Bir de köpeğim var. 15 yaşında ve doğduğu günden beri bizimle. Bizim için artık ailenin bir ferdi gibi oldu. Düşünün, 15 yıl… Çocuğum gibi.

Paylaş

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir