Kalplere dokunuyor, huzuru denizde buluyor

Hayat odağını ‘sağlık, deniz ve aile’ üçgeninde tanımlayan Özel Sağlık Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı. Opr. Dr. Alkan Arpaçay, pozitif kişiliğiyle yıllardır binlerce insanın hayatına dokunuyor.

Sağlıklı yaşam için sporun hayatın merkezine konulması gerektiğini belirten Opr. Dr. Alkan Arpaçay, günümüz koşullarında kullanımı çok artan antidepresanlara aslında gerek olmadığını, çünkü düzenli yapılan sporla birlikte vücutta doğal olarak melatonin, serotonin ve dopamin salgılandığına dikkat çekiyor. Dalış, sörf, balık avı, yüzme, kısacası denize büyük bir tutkuyla bağlı olduğunu dile getiren Opr. Dr. Arpaçay, denizde olduğu zaman tüm stresinden arındığını ve kendisini çok özgür hissettiğini söylüyor. Opr. Dr. Alkan Arpaçay’la yaşamını, hayata bakış açısını ve kalp sağlığına ilişkin bilgileri içeren keyifli bir sohbet gerçekleştirdik.

CERRAHLIK ÇOCUKLUM HAYALİMDİ

* Önce sizi biraz daha yakından tanıyalım. Opr. Dr. Alkan Arpaçay kimdir?

– 1974 yılında İzmir’de doğdum. Doğma büyüme Karşıyakalıyım, hala da orada ikamet ediyorum. Bornova Anadolu Lisesi ve Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi mezunuyum. Evliyim, biri 18, diğeri 14 yaşında iki oğlum var.

* Çocukluk yıllarınıza dönersek… Doktor olma hayaliniz ne zaman başladı? Kalp ve damar cerrahisini seçmenizde sizi etkileyen ne oldu?

– Çocukken de doktor olmak istiyordum. Hatta bu sevgimi bildikleri için ilkokul müsameresinde bile beyaz önlüklü doktor rolü verdiler. Ailemde hiç doktor yoktu ama, ilginç bir şekilde küçük yaşlarda bile kalp ve damar cerrahisi uzmanı olmak istiyordum. İyi ki de öyle oldum. Çünkü mesleğimi çok seviyorum. Benim mezun olduğum yıl Ege Üniversitesi Kalp Damar Cerrahisi kadro açmadı. İki sınav boyunca kadro açsın diye beklemiştim. Sektörde 20 yılı geride bıraktım, on binlerce ameliyat gerçekleştirdim.

SADECE BİR KİŞİYİ KURTARMIYORUZ

* 20 yılı aşkın meslek hayatınızda binlerce insanın hayatına dokundunuz. Kalp ve damar cerrahı olmanın sizin için taşıdığı anlam nedir?

– Kalp ve damar hastalıkları ülkemizde de çok yaygın ve ölümcül sonuçları olabiliyor. Bu alanda çalışmak, insanların hayatını kurtarmak bambaşka bir manevi huzur veriyor. Aslında sadece o kişinin hayatını kurtarmış olmuyorsunuz, belki de bir ailenin, bir şirketin ve dolayısıyla tüm çalışanların da hayatını etkiliyorsunuz.

* Meslek hayatınız boyunca hafızanızda özel bir yer edinen, bugün bile hatırladığınız hasta hikâyeleri var mı?

– Olmaz olur mu… Daha geçenlerde 42 yaşında bir hasta geldi. Eşinden ayrılmış, kızına bakabilmek için, “Doktor bey beni mutlaka yaşatmanız lazım” dedi. Yaptığımız operasyonun ardından sağlığına kavuştu çok şükür. Bir de çok sevdiğim 82 yaşındaki bir ağabeyim bana bir yemek esnasında, “Alkan, kalbim bu aralar karnımda atıyor, neden acaba?” dedi. Ben de elimle muayene ettiğimde aort anevrizması olmasından şüphelendim. Hemen ertesi gün operasyon yapıldı ve o da sağlığına kavuştu.

İŞİN SIRRI: SAĞLIKLI BESLEME, SPOR

* Günümüzün hızlı ve konfor odaklı yaşam kalp ve damar sağlığımızı sizce nasıl etkiliyor?

– Şunu söylemem lazım, artık her şey endüstriyel ve paketli hale geldi. Tüm hazır ürünlerden uzak durmak gerekiyor. Beslenme gerçekten kalp damar sağlığını çok etkiliyor. Şimdiki çocukların neredeyse hepsinde benzer vücut ölçüleri var. Artık herkes her yere arabayla gidiyor, asansöre biniyor. İnternetten sipariş veriyor, her şey ayağımıza geliyor. Çoğu insan hayat koşulları nedeniyle düzenli spor yapamıyor, hobisi yok, bahçeyle uğraşmıyor. Sporun bir şekilde hayatın içinde var olması gerekli. Ölüme yakın kişilerin bacakları çok incedir. Bacak kasları erimiştir çünkü. Bacaklar vücuttaki en geniş kas grubudur. 35 yaşından sonra her yıl yüzde 1-2 kas kaybediyoruz. Kas kaybı, şeker hastalığı, tansiyon, bağışıklık sisteminin zayıflaması ve kışın daha sık hasta olmak için bir nedendir.

* Hareketsiz yaşam, masa başı çalışma ve günlük hayatın giderek daha fazla ayağımıza gelmesi karşısında sağlıklı kalmak için nasıl bir yaşam tarzı benimsemeliyiz?

– Bacak kaslarını geliştirmek için direnç egzersizi, yani ağırlık çalışmak gerekir. Yalnızca yürüyüş yapmak yeterli değil. Sadece kiloya odaklanmamak lazım. Kas ağırlığı ve yağ ağırlığı farklı şeyler. Ölçüler burada daha kıymetli. Karın içi yağlanma ne durumda? Bel çevren ne durumda? Bunlara bakmak gerekiyor. Zaten direnç egzersizi yapıp kas kütleni artırdığın zaman vücudun temel baz ihtiyacı olan kalori ihtiyacı da yükseliyor. Aynı miktarda yesen bile kilo veriyorsun. Spor yapmak stresi de azaltıyor. Uyku düzenini de sağlıyor. Antidepresanlara gerek yok aslında. Çünkü düzenli yapılan sporla birlikte vücutta doğal olarak melatonin, serotonin ve dopamin salgılanıyor.

ARABANIZ GİBİ KALBİNİZİ DE KONTROL ETTİRİN

* Kalp sağlığını korumak adına düzenli kontroller ne zaman başlamalı? Sağlıklı olduğunu düşünen bir insanın kalbi için check-up yaklaşımı nasıl olmalı?

– 40 yaşına kadar mutlaka bir kere bir kalp kontrolünüzü yaptırın. Orta yaşlarda herhangi bir sıkıntınız olmasa bile yılda bir kere muayene olmak önemli. Eğer bir sorun varsa zaten doktor sizi 3-6 ayda bir muayeneye çağıracaktır. Bir de şu var, arabanızı her yıl 10 bin kilometrede bir servise götürüyorsunuz. Kalbiniz her şeyden daha önemli, onu da her yıl muayene ettirmelisiniz.

* Beslenme kalp-damar sağlığının en önemli parçalarından biri. Günlük yaşamımızda özellikle hangi gıdalardan uzak durmalı, hangi besinleri dengeli şekilde tüketmeliyiz?
– Paketli gıdalardan uzak durun. Yumurta bir zamanlar çok kötüleniyordu ama çok değerli bir protein kaynağı. Sarısını beyazını sakın ayırmayın. Çünkü sarının içindeki enzimler beyazın sindirimini de kolaylaştırıyor. Zeytinyağı sağlıklıdır evet ama ölçülü tüketmek kaydıyla. Bir de beyaz ekmek yerine kepek ekmek tüketme konusu çok soruluyor. Aslında ikisi de aynı kaloriye sahip. Beyaz ekmek yendiğinde kan şekerini aniden yükseltiyor. Vücut insülin salgılıyor, aniden düşüyor. Belli bir süre sonra daha çok acıkıyorsunuz. Kepekli ekmekte ise glisemik indeks daha yavaşça yükseliyor daha geç acıkıyorsunuz.

(**bundan sonrakiler daha kişisel**)

DENİZ BENİM İÇİN HAYAT, ÖZGÜRLÜK, MUTLULUK DEMEK

* Denizle olan bağınız ne zaman başladı? Karaburun sizin hayatınızda nasıl özel bir yere sahip oldu?

– Deniz benim için her şey demek. Küçük yaşlardan beri her yaz Karaburun’a giderim. Kürek çeker, denize girer, dalarım. Karaburu’nda yazlığımız var. Sadece ben değil, eşim ve çocuklarım da denizi, tekne hayatını çok sever. Dalış konusunda eğitimler de aldım, 3 yıldız sahibiyim. Derin dalış eğitimleri de aldım ama en keyif aldığım dalışlar 24 metreye kadar olanlar. Daha aşağısı kararıyor çünkü. Güneş ışınları oralara kadar inemiyor. Bir de gece dalışları var. Onlar da çok eğlenceli. Gece dalışında müren görüyorsun, yılan balığı görüyorsun, vatos görüyorsun… Hele bir de ay ışığı varsa inanılmaz keyifli.

* Suyun altına indiğinizde ve günlük hayatın gürültüsünden tamamen uzaklaştığınızda neler hissediyorsunuz?

– İşlerimden fırsat buldukça dalış yapmayı seviyorum. Yazın daha ağırlıklı oluyor haliyle ama uygun elbise ve ekipmanla kışın da gayet güzel dalış yapılıyor. Çocukluk arkadaşlarım var. Karaburun’da dalış eğitmeni oldular. Onlarla birlikte dalış yapıyoruz. Oltayla balık tutmak da bana çok büyük keyif veriyor. Aynı zamanda sörf de yapıyorum. Karaburun’da sörf için açıklarda gemi suyuna çıkıyorum. Deniz benim için hayat demek, özgürlük, mutluluk demek. Akşam eve gelince çok mutlu ve rahatlamış oluyorum.

(kutu)

YAŞADIĞINIZ GÜNÜN KIYMETİNİ BİLİN

* Hayata bakışınızı tek bir cümleyle anlatmanız gerekse, nasıl ifade ederdiniz?

– Dün bitti, yarın meçhul, yaşadığın bir gün var o da bugün. Kıymetini bilin. Bir de değiştiremeyeceğiniz hiçbir şey için üzülmeyin.

Paylaş

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir