Mor Salkım Konağı

Turizmde son yılların parlayan yıldızı sakin kent Amasya… Tarih, doğa, iklim bakımından aranılan bir şehir. Orada 3-4 günlük bir tatil bile yılların yorgunluğunu alıp götürüyor. Geriye anılar kalıyor ki, onlar da anımsandıkça mutluluk veriyor. Sabahleyin kuş sesleriyle uyanmak insana tanımsız bir huzur katıyor. Erken saatlerde Yeşilırmak kenarında yürümek, suyun sesiyle ruhları dinlendirmek de anlatılır şey değil… Kahvaltıda yerel yiyeceklerle güne başlamak da mutluluğun diğer adı olsa gerek!

İSTANBUL’DAN BABA OCAĞINA

Bir aile düşünün, yıllar boyunca İstanbul’da yaşamış, iş kurmuş, düzeniyle rahata ermişken; bir söz üzerine dönmüşler ana, baba yurduna. Nil ve Yaman Şahin’den söz ediyorum. Nil İşçimen Şahin, “Var mısın Amasya’ya gidip babadan kalan otelimizde çalışmaya?” deyince; eşi Yaman Bey düşünmeden, “Varım” demiş. Kendilerini tarih kokan, sessizliğin en güzel ezgi olduğu kentte bulmuşlar. Yeşilırmak kenarındaki oteli elden geçirip turizmin hizmetine sunmuşlar. 10 yıla yakın süredir çalışıyorlar.

Amasya Belediyesi Uluslararası Karikatür Yarışması Seçici Kurulu için Amasya’ya gittik. Bizim kalacağımız otel olarak ‘Mor Salkım Konağı’ seçilmişti. Önceki yıllarda da nehir kıyısında yürürken gözüme ilişen bir yerdi. Otelin adını duyunca sanatçı Fatih Kısaparmak’ın bir şarkısı geldi aklıma: Mor Salkımlı Sokak… “Seni düşündüm yine bu akşamüstü / Gelmedin mor salkımlar sana küstü / Umutsuz bekledim sabaha kadar / Çok sevdiğim yağmurlar bile sustu. / Mor salkımlı sokakta ellerimi tut / Okşa yine saçımı dizinde uyut / Ne çok severmişim gidince anladım / Bu serseri gecelerde sana ağladım.”

AKLIMA UŞAKİZADE KÖŞKÜ GELDİ

Bu zarif, estetik çiçek baharı, sonu gelmeyen aşkları, hüznü de simgeler. Nil Hanım’a soruyorum, “Niçin mor salkım otelin adı?” “Annem çok severdi” diyor. Otelde bu çiçeğin motifleri çokça çıkıyor karşımıza. “Mor rengin egemenliği var her yerde” desem yanlış olmaz sanırım.

Daha önemlisi Mustafa Kemal Atatürk’ün Latife Hanım’la evlendikten sonra kaldığı Uşakizade Köşkü geldi aklıma. Günümüzde müze olarak kullanılıyor. İzmir Türk Koleji’nin içinde yer alan o köşkün önünde çok büyük, devasa mor salkım ağacı vardı. Her bahar çiçek açar, etraf renklenirdi. Soluk renkli mor çiçekler nasıl da güzelleştirirdi ortamı. İşte o köşkte müdür yardımcısı odam vardı. Güne başlarken köşkten içeriye adım atınca bir şey sarıp sarmalardı beni. Hep sorardım kendime, Büyük Kurtarıcı Atatürk, bu camdan denize bakarken ne düşünürdü? Mor salkımlar onu nasıl etkilerdi? Bu düşüncelerle epey öykü yazmıştım. Odam, acaba Atatürk’ün de çalıma odası mıydı?

GEÇMİŞE YOLCULUK YAPIYORSUNUZ

Mor Salkım Konağı ahşap bir yapı, içerisi geçmiş zamanın eşyalarıyla bezenmiş. Onlarca yıllık koltuklar, dolaplar, radyolar, otele nasıl da bir ruh kazandırmış… Geçmişi solumak başka bir güzel bu otelde. Merdivenlerden çıkarken gıcırdayan basamaklar aslında o kadar çok şey anlatıyor ki, kulak verince bunu anlıyorsunuz. Ağaç canlıdır, kurusa da değişik alanlarda kullanılsa da canlı olduğunun kanıtıdır basamaktaki, tabandaki gıcırtılar. Ses verir, canlı olduğunu gösterir. Beton öyle mi ya?

Otelin her penceresinden Yeşilırmak görünüyor. Bu yıl yağmurların bol yağması ırmağı da coşturmuş. Sessizce çağıldayarak akıyor. Pencereden onun akışını izlerken ruhunuzdaki, bedeninizdeki tüm yorgunlukları alıp gidiyor bu ırmak. Otelin her odasına çiçek adları verilmiş: ‘Mor Salkım’, ‘Papatya’, ‘Menekşe’…

Sabahleyin erkenden kalkıp odanızın penceresini açın… Doğanın kokusu, kuşların ötüşleri nasıl da mutluluk veriyor. Bilim insanlarına göre insan ruhunu tedavi eden en güzel sesmiş kuş sesi. Adını, cinsini bilmediğiniz onlarca çeşit kuş, senfonik olarak güne ‘Merhaba’ diyorlar. Bir kez o sesleri dinleyince her sabah aynı sesleri duymayı istiyorsunuz. Erken kalkmak için saatlerini kuranlar bile vardı.

9 ODA, 4 ÇALIŞAN VE CAN DOST ROKA

Sabaha erkenden ‘Merhaba’ dedikten sonra kahvaltıya iniyorsunuz. Güleç yüzlü Anadolu insanları, erkenden gelip hazırlamışlar yöre tatlarını. Sessizliğin de yediklerinize katık olduğu ortamda kahvaltı yapmak ne güzeldir. Bizim ekibimiz karikatürcü ve mizahçılardan oluşuyordu. Neşesiz bir gün olmadı. Otelin bir neşesi de ‘Roka’ adındaki sevimli canlıydı. Büyükçe sayılabilecek koyu kahverengi bir köpekti. Otel sahiplerinindi. Onunla sıkı bir dostluk kurduk, ne desem anlıyordu. Akıllı, sevimli bu dünya süsü…

Otelin 9 odası var. 4 kişi çalışıyor, Nil ve Yaman arkadaşlar da sürekli iş için koşturuyorlar. Kahvaltıda da durum değişmiyor. Odaların düzenlenmesinden temizliğe kadar el atmadıkları yer yok işletmecilerin. Çalışanlarla arkadaş gibiler, elbette gelen konuklarla da dostluk kuruyorlar. Arkadaşınız oluyorlar bir süre sonra. Turizm şirketleriyle çalıştıkları gibi kenti gezmeye gelenlere de otellerinin kapısı açık. Gün boyu çay, kahve ikramı var. Çayı sevmeyenler bile orada sevmeye başlıyorlar. Semaver çayının tadı, kokusu bir başka oluyor. Nil Hanım’ın elleriyle yaptığı atıştırmalıklar çayın yanında çok iyi gidiyor.

GÜRÜLTÜ PATIRTI YOK, DİNGİNLİK VAR

Otelde uzun süredir çalışan Semra Türk ve Fırat Erbaş, Mert Batur Köseibiş sıcakkanlı dostlar. İçtenliklerini ilk merhabadan sonra anlıyorsunuz. Nil ve Yaman’ın içtenliği, doğallığı, yardımseverliği sizi otele çekiyor. Otelin tadını alanlar, ertesi yıl tekrar gelip kalıyorlar. Sahil kasabalarının gürültüsü ve çılgınlığı yerine sessizliği, doğayı, tarihi tercih edenlerin vazgeçemedikleri bir yer oluyor Mor Salkım Konağı’nda…

Amasya’ya gitmek için birçok neden var. Kuşkusuz kalacağınız yerin özelliği, güzelliği, içtenliği de bu nedenlerin içinde başta geliyor.

Paylaş