Boynu bükükler

Saatler boyunca başını öne eğerek telefona baktıkları için yeni nesil, Küçük Emrah’a dönüştü. Uzmanlar, ‘telefon boynu sendromu’ için gençleri uyardı.

Günlük yaşamın ayrılmaz bir parçası haline gelen akıllı telefonlar, fark edilmeden omurga sağlığını tehdit eden yeni bir risk alanı oluşturuyor. Uzun süre başın öne eğilerek ekranlara bakılması, boyun bölgesine binen yükü katlayarak artırırken; zamanla kas, bağ ve disk yapılarında kalıcı hasarlara yol açabiliyor. Tıbbi adıyla ‘telefon boynu sendromu’ (text neck) olarak tanımlanan bu durum, başın uzun süre öne eğik pozisyonda tutulmasına bağlı olarak servikal omurgaya binen yükün artmasıyla gelişen bir postür bozukluğu.

CİDDİ SORUNLARA YOL AÇABİLİR

Yaz tatiliyle birlikte çocuk ve gençlerin ekran başında geçirdiği sürenin artması, “telefon boynu sendromu” riskini daha da görünür hale getiriyor. Medicana Sağlık Grubu Beyin ve Sinir Cerrahisi Bölümü’nden Opr. Dr. Seyhan Orak, özellikle çocukluk çağında başlayan bu alışkanlığın ilerleyen yıllarda boyun fıtığı ve sinir sıkışmasına kadar uzanabilen ciddi sorunlara zemin hazırlayabileceğini vurgulayarak, “Yaz döneminde ekran süresinin sınırlandırılması ve doğru duruş alışkanlıklarının kazandırılması hayati önem taşıyor” dedi.

YAŞ ARALIĞI GİDEREK DÜŞÜYOR

Telefon boynu sendromunun en sık 12–35 yaş aralığında görüldüğünü ifade eden Opr. Dr. Seyhan Orak, son yıllarda bu durumun çok daha küçük yaş gruplarına indiğine dikkat çekti. Özellikle 8-10 yaş grubundaki çocuklarda belirgin artışın gözlemlendiğini söyleyen Opr. Dr. Orak, “Özellikle 20-20-20 kuralı önemli. Her 20 dakikalık kullanım sonrası en az 20 saniyelik mola verilmeli. Günlük kullanım süresi yetişkinlerde mümkünse 2-3 saatle sınırlandırılmalı. Çocuklarda ise bu süre yaşa bağlı olarak daha düşük tutulmalı, ideal olarak 1-2 saat aralığını geçmemeli” dedi.

GERİ DÖNÜŞ MÜMKÜN

Telefon boynu sendromunun erken dönemde fark edildiğinde büyük ölçüde geri döndürülebilir olduğunu vurgulayan Opr. Dr. Seyhan Orak, “Bu süreçte en önemli yaklaşım postür eğitimi ve egzersiz. Özellikle servikal ekstansör kasları güçlendiren egzersizler ve skapular stabilizasyon çalışmaları önerilir. Fizik tedavi uygulamaları da tedavi sürecine katkı sağlar. Daha ileri vakalarda ilaç tedavisi gerekebilir. Nadir durumlarda ise cerrahi müdahale gündeme gelebilir” diye konuştu.

Paylaş

REKLAM ALANI

POPÜLER HABERLER

REKLAM ALANI

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir