İzmir… Ege’nin incisi, özgürlüğün ve hoşgörünün başkenti, denizin ve güneşin binlerce yıllık medeniyetlerle kucaklaştığı eşsiz bir şehir. İzmir’i İzmir yapan sadece tarihi dokusu, masmavi denizi ya da hareketli sokakları değil; aynı zamanda kendine has, sıcakkanlı insanları ve onların kullandığı o tatlı, samimi dili: ‘İzmirce’… Bir şehri sevmek, onun dilini anlamak ve kullanmakla başlar. Bu kelimeler sadece birer sözcük olmanın ötesinde, kentin yaşam felsefesini, rahatlığını ve içtenliğini de içinde barındırır.
GEVREK
İzmir’de ‘simit’ kelimesini duymanız neredeyse imkansızdır. Çünkü burada simit değil, ‘gevrek’ yenir. Sabahları sokaklarda “Gevriiieeeekkkk… Taaaziieeeee gevriieeeeek” nidaları çınlar. Simit dedikleri şey yazın çocukların denize girerken bellerine geçirdikleri şeyin adıdır ve kesinlikle lezzetli değildir.
BOYOZ
Gevreğin kayınçosu olur kendileri. Rum kültürünün İzmir’e en büyük kıyağıdır. Yuvarlak, çıtır çıtır ve sıcak olursa sabahları kaynamış yumurtanın sponsorluğunda 3-5 tane gömülür.
KUMRU
Uçmaz ama çok lezzetlidir. Gevrek tezgahlarının sosyete yiyeceğidir. Arasında beyaz peynir, birkaç dilim domat ve yarım acı kıl biberle aç gözleri davet eder. Ayrıca; içine kaşar, sucuk, salam, sosis gibi malzemelerin konduğu tost versiyonu da vardır. O da uçmaz ama uçurur.
ÇİĞDEM
Eğer bir İzmirli size, “Gel bi çiğdem çitliyelim” derse, sakın ola etrafta çiçek aramayın! Hepinizin bildiği gibi İzmirliler ay çekirdeğine ‘çiğdem’ der. Özellikle yaz akşamları sahilde, parklarda ya da evde film izlerken vazgeçilmez bir tutkudur. Ama tek kötü tarafı insan bir defa başlayınca bırakamaz. Tuzdan şişen dudaklar, en ağır abileri bile estetikli güzellere döndürür.
DARI
İzmir’in sokak lezzetlerinin en önemlilerindendir. Özellikle yaz aylarında deniz kenarında süt darı kemirmek, İzmir’e özgü bir ritüel gibidir. Kaynamış, patlamış ya da közlenmiş hiç fark etmez, ‘darı’ darıdır. Mısır ise Afrika’da bir ülkedir ve piramitleri dişlemeye kalkanlar Firavun Tutankamon tarafından lanetlenmiştir.
ASFALYA
Elektrikleri kesilen İzmirliler önce asfalyaların atıp atmadığını kontrol eder. Eski tip asfalyalarda yanan bakır telin yerine yenisini sarar, yeni tiplerde ise şalteri kaldırır. “Onun adı asfalya değil sigorta” diye ısrar ederseniz asfalyalarını attırırsınız. Aman diyelim!..
KLORAK
İzmir’de çamaşır suyu adını kentin ilk markası ‘klorak’tan alır. Sarı plastik şişelerdeki klorağın kokusu, kadınların hamaratlığını kanıtlayan oda parfümü, giysilerindeki beyaz lekeler ise titizliklerinin nişanesidir.
DOMAT
İzmir’de pazar, manav ya da bir yemek tarifi alırken ‘domat’ kelimesini duyarsanız, bilin ki o güzelim sulu kırmızı domateslerden bahsedilmektedir. İzmirliler domatese kısaca ‘domat’ der. Ama aynı mantıkla patatese ‘patat’ demez!
YEMİŞ
Türkiye’nin incir deposu İzmir ve Ege’de incire ‘incir’ değil ‘yemiş’ denir. Kurusuna da ‘kuru yemiş’… Çerez için kullanılan kuruyemişle karıştırmayın… Ya da karıştırın, tuzlu-tatlı uyumu güzel olabilir.
MEŞE
Günümüzde artık pek kalmasa da İzmirli çocuklar sokakta ‘meşe’ oynardı. İçlerinde renkli dalgalar olan cam bilyeler en büyük hazineleriydi. ‘Çukur’ veya ‘başaltı’ gibi oyunların sonucunda bu hazineler el değiştirir, annesinden dayağı yiyenler meşelerini ‘yağmiş’ diyerek havaya atar ve diğer çocukların kapışmasını hüzünle seyrederdi.
BANGO
‘Bango’ veya daha kibar deyişle ‘banko’ İzmirlilerin mutfak tezgahına koydukları isimdir. Eskiden içine mozaik karıştırılmış çimento ile yapılırken artık mermer, granit, ahşap vs malzemelerden üretiliyor.
KUMPİR
İzmir genelinde olmasa da Ödemiş, Bayındır, Tire ve Kiraz’da patatese ‘kumpir’ denir. Balkan göçmenlerinin gelirken cebinde getirdiği kelimelerdendir. Bulgarca ve Yugoslavca’da ‘patates’ anlamına gelir. Günümüzde karnı yarılıp içine malzeme doldurulan ‘kumpir’in özbeöz atasıdır.












