Mardin benim için her zaman büyülü bir kent olmuştur. Geçmişi, tarihsel dokusu, geçmişte yaşanan uygarlıkları, dinler mozayiği, yöresel yemekleri daha bir güzelleştirmiştir bu şirin kenti.
Mayıs ayının sonunda Mardin’de olmanın mutluluğunu yaşadım. İndim, otel arıyorum. İnsanları yardım sever. Dükkânlarını bırakıp bana otel gösteriyorlardı. Otellerin hepsi doluydu, şaşırdım. Bir tek ben değilmişim Mardin sevdalısı. Araya sora ‘Maria’ butik otelini buldum. İçeri girince, dışarının sıcağına inat, bir serinlik tüm bedenimi sardı. Beni karşılayan otelin sahibi Amir Ertakgöz’dü. Genç, sevecen, sıcakkanlı bir kişi. Bakışlarındaki dostluğu okumakta zorlanmıyorum. Otelde kalan ilk yazar ünvanına kavuştum. Sevgili Amir fotoğraflarımı çekiyor, “Benim için büyük onur” diyor. Sözlerine, “Başım gözüm üstüne” diyerek başlıyor.
Otelin içi bir sanat evi. Yerler halılarla kaplı, her yer pırıl pırıl. Duvarları bakır kaplar süslüyor. Bol bol da kılıç, kama var. Çalışanların sıcaklığını, içtenliğini görünce kılıçlar ve kamalar birer güle, karanfile dönüşüyor. Giriş kapısının üstünde bir geyik başı… Gözlerindeki ıslaklık ve ışıltı yok olsa da sevecen bakışlarını esirgemiyor kendisine bakanlardan. Otelin bir bölümü, Urfa ve Midyat’tan getirilmiş kesme taşlardan yapılmış.
Balkona çıkıyorum. Otel çalışanı Cesur da peşimden geliyor. Balkondaki esinti, Ege’nin meltemini aratmıyor. Ufuk çizgisinde kalın bir sis katmanı. Göz alabildiğine uzanan ekili tarlalar. Yeşil rengin egemen olduğu tarlalar da hasadı bekleyen tarlalar da yok değil. Cesur, “Bakın şurası Nusaybin, şurası Kızıltepe, sislerin arkasında saklanan ise Suriye” diyor. ‘Maira’nın Mardin’in eski adı olduğunu da öğreniyorum.
MERDİVENLİ SOKAKLARDA KAYBOLUN
Çantamı bırakıp otelden çıkıyorum. Merdivenli sokaklarda yitiyorum. Onlarca fotograf çekiyorum. Camiler, kiliseler, konaklarda saatlerce geziyorum. Akşam, siyah siyah Mardin’in üstüne yağmaya başlıyor. Işıklar belirginleşiyor. Mardin’in ünlü kaburga dolmasını ayran eşliğinde, ışığa kesmiş kente baka baka yiyorum. Önerim, akşamleyin bu yemeği yemeyin. Biraz ağır ya da bana ağır geldi. Işıl ışıl yanan kente bakıp kalıyorum birkaç saat. Sonra ver elini otel…
Balkondaki esinti ömre bedel. Balkondan önümüze serilen ovanın gece görüntüsünü izliyorum. Gündüzleri bir denize benzetilen ova, geceleyin de bana öyle görünüyor. Karşısı sanki bir sahil kenti. Mardin’in ilçeleri ışık içinde yüzüyor. Suriye sınır, bir uçtan öteki uca uzanan bir gerdanlık gibi… Sis katmanının altından hazine çıktığını düşünüyorum. Bir masal dünyasındayız sanki. Ay gökyüzünde masalsı bir meyve gibi… Uzun huzmelerini yakmış tüm ovayı aydınlatıyor. Kızıltepe ve Nusaybin’e gidip gelen arabaların lambaları karanlıkta birer ateşböceği. Amir Bey yanımda. Kentle ilgili her şeyi anlatıyor, sıcacık çaylarımızı yudumlarken…
KALEDEN BAŞLAYIP ÇARŞIYA UĞRAYIN
Mardin’de gezilecek yer çok. Gümüş ve taş işçiliği için Midyat’a gidebilirsiniz. Hasankeyf’e 1 saatte ulaşabilirsiniz. Orada da bir günün keyfini çıkartmak, bilmiyorum nasıl anlatayım! Diyarbakır’a kısa sürede ulaşmak olası. Ceylanpınar’ı merak ediyorsanız, ulaşmak hiç de zor değil. Mardin’in merkezinde gidilecek öyle çok yer var ki, hangisini söyleyeyim. İstiyorsanız kalesinden başlayın. Bir ara da bakırcılar çarşısına uğrayın. Bakıra nasıl can verildiğini görün. Sevdiklerinize armağanlar alın. Ehl-i keyif almayı sakın unutmayın.
Mardin’de günlük çıkan ‘Mardin Sesi’ gazetesine uğrayın. Gazetenin sahibi Fatih Avuk size gönüllü olarak rehberlik yapacaktır. Büyük kentlerde tükenen, süper marketlere karşı direnen bakkallara da rastlayacaksınız. Nostalji olan bakkal amca sıcaklığını da orada yaşayın.
ADIM ATTIĞINIZ HER YER MÜZE SANKİ
Mardin görülmeye değer bir kent. Gittiğinizde bana hak vereceksiniz. Işıklara kesmiş kentin görüntüsü düşlerinizi süsleyecek uzun yıllar… Bu güzel kentin gezilecek görülecek öyle çok yeri var ki, adım attığınız yer bir müze sanki. Eski Mardin sokakları daracık ama insana çok şey anlatıyor. Oralarda gezmek bile ömre bedel.
Bir köşede oturup geçmişe dalmışken kulaklarda kadife etkisi yaratan sözle kendinize gelirsiniz: “Soğuk su ya da ayran ister misiniz?” “Kesemde yoktu, gönlümden verdim” sözünün ta kendisidir. Sıcak havada size elinde olanı ikram etmek isteyen Anadolu insanının gönül zenginliğidir. Bir bardak suyla büyük bir gezinti başlar…
Mardin’de görülmesi gereken yerlerden biri de Kasımiye Medresesi’dir. Gönüllü rehber çoktur oralarda. Beklentileri olmadan anlatırlar. Zinciriye Medresesi, Mardin Müzesi ve elbette Mardin Kalesi’ni görmeden gelmek olmaz. Eski Mardin ve Ulu Cami’yi gezince gezinizin bir anlam bulduğunu anlarsınız. Deyrulzafaran Manastırı da değişik kültürleri tanıma açından bence çok önemlidir. Dora Antik Kenti görülmelidir. Midyat ve Gabriel Manastırı atlanacak yerlerden değildir. Süryani kültürü bakımından önemli merkezlerdendir.
BUNLARI TATMADAN SAKIN DÖNMEYİN
Güneydoğu Anadolu’nun her kenti birer yemek kültürünün başkentidir. Mardin de yemek kültürü bakımından çok zengindir. En öne kaburga dolması alınmalı. Sembusek (kapalı lahmacun), ikbebet (haşlanmış içli köfte), irok (kızartılmış içli köfte), kibe (işkembe kebabı), soğan kebabı tadılmalıdır. Çayınıza eşlik edecek kiliçe çöreği, harire tatlısı, olmazsa olmazınız reyhani şerbeti de hoşunuza gidecektir.





