Anılardan günümüze Erdek

Ülkemizin genç sayılabilecek yazarlarından Halit Boztepe arayıp, “Erdek’te kitap günleri düzenliyorum, gelir misin abi?” deyince önce ne diyeceğimi bilemedim. Şaşırmıştım, adı geçen şirin ilçe bana hiç de yabancı olmayan bir yerdi. Sevgili Halit telefonda sorusunu yineliyordu: “Gelecek misin?” “Evet, evet” dedim. “Birden anılara dalınca telefonda olduğumu unuttum” dedim. Halit dostum, “Yazar insan hayalle gerçek arasında gider gelir” diyordu gülerken…

Halit, polisiye roman dalında ses getirecek eserlere imza atan bir dost. 40’ına gelmeden yazdığı kitaplar çeşitli ülkelerde yayımlanmaya başlamış bir yazar. 3-5 ülkeden de yine çeviri, basım önerileri gelmiş, hepsini de kabul etmiş yüreği güzel, insan canlısı bir kişi. Sıcakkanlı oluşu çevresini her zaman zengin tutar. Kitap, dergi, tiyatro işiyle uğraştığı gibi fuarcılığa da el atmış, alnının akıyla bu işi de kotarıyor.

O YILLAR KÖYDEN FARKSIZDI

1960’lı yılların sonuydu Erdek’le tanışmamız. İlkokuldayım. Babam, bizi ailece Erdek’e götürmüştü. Telefonda bu ilçenin adını duyunca gözümde bir tatil beldesi canlandı. Evleri ağaçlar ve çiçeklerle donanmış bir saksıya benziyordu. Tek katlı evler, geniş avlulu bahçeleri, evlerin arkalarında her türlü meyve ve sebzenin yetiştiği büyük bahçeler nasıl unutulurdu?

O zamanlar bir köyden farksızdı. Erdek’in içinde, yol kenarlarında, devasa yüzlerce yıllık çınar ve çam ağaçları şirin ilçeye güzellik kattığı gibi kızgın güneşin gazabından da korurdu insanları. Martılar, onların çığlıkları deniz kasabasında olduğumuzu anımsatırdı bizlere. Sığ bir denizi vardı. Tahta iskeleler süslerdi denizi. Küçük tekneler, kayıklar eksik olmazdı çocukların oyun alanı iskelelerden.

BİR FİLM ŞERİDİ GİBİ GEÇTİ

İzmir’den Erdek’e gitmek olacak şey mi? Ülkemizin sahil yörelerinin başında geliyordu bu ilçe o yıllarda. Amasra ile yarışırdı. Halamlar Ankara’dan gelirlerdi. Eniştem bakanlıkta mühendisti, Bandırma’da yoğun işleri vardı. Devlet için yollar, binalar yapıyordu. Ki, bunları biraz büyüyünce öğrenmiştik.

Bunlar gözümün önünden bir film şeridi gibi geçti. 6 kişilik ailemizle belki trenle, belki arabayla giderdik. Otobüse atlayıp 4 saatte ulaştım masalsı ilçeye. Geçmişe ait pek bir şey kalmamıştı, çınar ve çam ağaçları dışında. Deniz yine aynı güzellikteydi. O zamanlar mavi bayraklı plajlar yoktu. Günümüzde Erdek’in tüm plajları mavi bayraklıydı. Dünyanın onca kirlenmesine karşın deniz yine berrak yine tertemizdi. Balıkları, yengeçleri görmek zor değildi.

ANILAR ÇULLANDI ÜSTÜME

Sevgili Halit beni otogardan almış, fuar alanına doğru gidiyorduk. “Eskilerden kalan tek şey anılar, onlar da bölük pörçük” dedim. “Sahil kentleri en çabuk kirlenenler, beyaz renk gibi” dedi Halit. 3-4 katlı apartmanların önünden, asfalt yollardan geçiyorduk. O zamanlar buraların bağ bahçe olduklarına adım gibi emindim. Zeytin ağaçları da bir başka güzellik demetiydi. Dağ tepede onlar varlığını sürdürüyordu.

Çantamı otele bırakıp hemen indim aşağıya. Fuar alanı belediyenin önündeydi. Stantlar kurulmuş, etkinlikler akşam 21.00’de başlıyormuş. Masalsı ilçenin sokakları, caddeleri edebiyat günlerinin afişleriyle süslenmişti. İzin isteyip Dilek Tepesi’ne doğru yürümeye başladım. Anılar nasıl da çullanıyordu üstüme. Annem, babam gözümün önüne geliyordu. Bir hüzün girdabının içindeydim. Her adımda bir başka anım canlanıyordu gözümün önünde.

1860’TAN GÜNÜMÜZE DİMDİK

Devasa çam ağacının altında biraz durdum. O yıllar acaba dikkatimi çekmiş miydi? Ağacın dikiliş tarihi olarak 1860 yazıyordu ahşap levhada. Ağaç şimdi bile ayaktaydı. 1960’ın anne babaları neredeydi? Ağaçla biraz söyleştim. Onlar aramızda kalacaktı. Yanından ayrılırken ağaca sarıldım. Görenler ne dedi bilemem. Ağacın beni anladığına eminim. Okullarda çalışırken öğrencileri doğaya götürürdük. Onlara da öğretmiştim, ağaçlarla konuşmayı, onlara sarılıp vedalaşmayı. Şimdi o öğrencilerim çocuklarına öğretiyorlar ağaçlarla konuşmayı, sarılmayı. Fotoğrafını çekip gönderiyorlar bana… 150 yıllık çam ağacından ayrılırken gözyaşlarım son engeli de aşmıştı.

DİLEK TEPESİ’NDE NOSTALJİ

Dilek Tepesi’ne yaklaştıkça, “Biz buradaki evlerde kalmıştık belki de” diyordum içimden. Ağaçlar, çiçekler, böcekler gitmiş, betonların egemenliği hüküm sürüyordu oralarda. Renksiz, ruhsuz, gülümsemeyen evler; onları kendilerine model alan insanlar, çiçekten, böcekten, arıdan korkan çocuklar yaşıyordu belki de her sahil kasabasında olduğu gibi.

Sis katmanından sıyrılmış, anılara bir yana bırakmıştım. Dönüş yolunda mavi denize bakarak, martıları izleyerek küçük adımlarla yürüyordum. Temmuz ortasında ülkemizin ünlü turizm yörelerindeydik. Turist sayısı çok azdı. Herkes dert yanıyordu, özellikle yöre esnafı. Erdek öyle değildi. Kalabalıktı. İnsanlar tatil için bu güzide yöreye koşup gelmişlerdi. Fiyatlar her keseye göreydi. Eskiden de öyleymiş, annem, babam söylerlerdi. Dondurma çok yaygındı. Kapıdağ yöresinin süt ve süt ürünleri çok ünlüydü hem de ucuzdu.

FİYATLAR HALA EKONOMİK

İzmir’e dönerken taşıyabileceğim ürünlerden almıştım. Midye ile aram pek olmasa da 5-10 liraydı tanesi. Balık ekmek, gördüğüm çoğu yerden hem kaliteli hem de keseye uygundu. Dondurmanın topu 20-40 lira arasındaydı. Başka yerde 100 liradan başlıyordu. Otel fiyatları da geceliği bin 500-2 bin lira arasındaydı. Çevrede gezilecek çok yer vardı. Adalara gitmek de ucuz ve kolaydı. Avşa’ya, Marmara’ya gidilebiliyordu. Küçüklü büyüklü onlarca ada konuklarını bekliyordu cam gibi koylarıyla. Günlük turlar düzenleniyordu. Cam gibi sularda yüzmenin tadı bir başkaydı. Arkeolojiyle ilgilenenlere epey ören yeri vardı gezebilecekleri. Kiklop Yolu, Kyzikos Antik Kenti, Aşağı Yapıcı ve Kirazlı Manastırı, bunların dışında niceleri görülebilirdi. Zeytincilik gelişmişti. “Zeytinyağı ve zeytin almadan dönmeyin” derim.

BAŞKAN KARIŞIK’LA SOHBET

Belediye Başkanı Burhan Karışık, “Erdek yıllardır aynı hızla turizme hizmet ediyor. Ülkemizin ilk sayfiye yerlerindendir. Buraya alışan bir daha kopamaz. Yoğun ilgiden memnunuz. Deniz, kum, yöresel yiyecekler hepsi güzel. Buna bu yıldan itibaren edebiyatı, sanatı, kültürü, kitabı da katmak istedik. Ülkemizin değerli yazarı Halit Boztepe ile düşünce alışverişinden sonra ‘Erdek Edebiyat Günleri’ ortaya çıktı. İnsanımızı sanatçılarla, kültür insanlarıyla buluşturmaktan mutluluk duyduk. Her yaz mevsiminde bunu geleneksel hale getireceğiz. Ben bu etkinliklerden büyük keyif aldım. Konuklarımız da benim gibi düşünüyorlardır buna inanıyorum. Emeği geçenlere çok teşekkür ederim” dedi.

BAŞ KONUK ÜSTÜN DÖKMEN

Etkinliğin baş kişisi elbette 50 yıldır tatillerini burada yapan ve ilçede evi olan Prof. Dr. Üstün Dökmen’di. Mustafa Şahin, Işıl Işık, yazar-senarist Erdal Kara, Aykut Taşkın ve onlarca yazar ile şair davet edilmişti güzellik dolu buluşmaya. Etkinliğe saz söz de karıştı, Cumhuriyet Yayınları Temsilcisi Çağlar Çevikaslan’ın verdiği konser belleklere işlendi.

Uzun süre belleklerde kalacak bir etkinlik yaşanmıştı. Etkinliğin mimarı Halit Boztepe çok yorulmuştu ama değmişti buna. Sevgili Halit’i bir süre sonra katılacağı Almanya etkinliğinin telaşı sarmıştı. En fazla yorulanlardan biri de Erdek Belediyesi Kültür Sanat Müdürü Orçun Davran’dı. Teşekkürü fazlasıyla hak etmişti.

BİR FIRSAT YARATIN VE GELİN

Erdek’i şimdiye dek görmeyenlere, fırsat bulup da gitmeyenlere şunu öneriyorum: Bir fırsat yaratıp bu şirin ilçeye gidin. Çok pahalı tatil yapılmayacağını yaşayarak görün. Tertemiz denizde kulaç atmanın keyfini çıkarın. “Ucuza da balık lokantalarına gidilirmiş” demeyi de unutmayın. Kapıdağ Yarımadası’nın süt ürünlerini tadın, almadan dönmeyin. Zeytin ve zeytinyağının bir başka lezzette olduğuna tadarak karar verin. Yağlı sütten yapılan dondurmanın ucuza yenebileceğini de unutmayın.

Beni 50 yıl öncesinin anılarında kulaç attıran çocukluğumuzun masalsı ilçesi Erdek’e bin teşekkürler. En az 10 yıldır denize girmemiştim, etkinlik nedeniyle gittiğim bu şirin ilçede denize girme şansını da yakaladım. Gerçek ve düşler, anılar arasında yolculuk bana çok iyi gelmişti. Sizlere de öneririm, güzel günleriniz olsun…

Paylaş

REKLAM ALANI

POPÜLER HABERLER

REKLAM ALANI