“Çizgi roman bitti” diyenlere inat, karelerin büyüsü sadece form değiştirerek aramızda yaşamaya devam ediyor. Ancak kabul edelim, mahalle bakkalının tozlu raflarından yüksek çözünürlüklü tablet ekranlarına uzun bir yol kat ettik.
Pek çoğumuzun çocukluğu, o benzersiz mürekkep ve eski kâğıt kokusunun sindiği sayfaların arasında geçti. Mahalle bakkalının önündeki tel standın dönmesini beklemek ya da bir üst dönemden kalan, kapakları kopmuş kitapları takas edebilmek için verilen o masum mücadeleler aslında sadece birer okuma alışkanlığı değil, hayal gücümüzün ilk büyük yolculuğuydu. Televizyonun tek kanallı ve siyah-beyaz olduğu, dünyanın ise bugünkünden çok daha büyük ve gizemli göründüğü o yıllarda çizgi romanlar bizim için dış dünyaya açılan en renkli pencereydi.
KAHRAMANLAR GEÇİDİ
Çizgi romanın tarihsel kökleri 19’uncu Yüzyıl’ın sonunda Richard F. Outcault’un ‘The Yellow Kid’i ile atılmış, 1930’larda Amerika’da ‘Superman’ gibi süper kahramanlarla dev bir endüstriye dönüşmüştü. Ancak Türkiye’de bu serüven çok daha kendine has ve samimi bir rota izledi. 1950’lerden itibaren hayatımıza giren ‘Teksas’ ve ‘Tommiks’ gibi İtalyan ekolü (Fumetti) eserler öyle bir benimsendi ki, ‘Tommiks’ kelimesi uzun süre tüm çizgi romanların genel adı olarak dilimize yerleşti. Kulakları düşük şapkasıyla ‘Capitan Miki’ (Tommiks) ve dev cüsseli ‘Blek’ (Teksas), bizden biri gibiydi. Sanki o maceralar Amerika’nın vahşi batısında değil de bizim arka mahallede geçiyordu.
Zamanla bu kadroya başkaları da eklendi.
Baltalı ilah ‘Zagor’, sadık dostu ‘Çiko’ ile Darkwood’un derinliklerinden adaleti dağıtmaya geldi. Gece kartalı ‘Teks Willer’, dürüstlüğün simgesi oldu. ‘Mister No’, Amazonların nemli havasını ve özgürlük tutkusunu odalarımıza taşıdı. Ormanda 10 kaplan gücünde olan ‘Kızılmaske’, Fantom efsanesini kuşaktan kuşağa aktararak kötülerin kalbine korku saldı. ‘Kaptan Mark’, sadık dostları ‘Binbir Surat’ ve ‘Guiterrez’ ile ‘Ontario Kurtları’nın başında, bağımsızlık meşalesini hiç söndürmedi. Yanında sadık dostu ‘Milu’ ile dünyayı arşınlayan ‘Tenten’, bitmek bilmeyen merakıyla bizi gizemli serüvenlerin tam ortasına sürükledi. Gezegenler arası adaletin savunucusu ‘Gordon’, hayal gücümüzün sınırlarını zorlayarak bizi yıldızların ötesine, bilinmez dünyalara taşıdı. Ancak biz sadece ithal kahramanlarla yetinmedik. Suat Yalaz’ın kaleminden çıkan ‘Karaoğlan’ ile bozkırlarda at sürdük, Sezgin Burak’ın efsanevi kahramanı ‘Tarkan’ ve sadık kurduyla tarihin tozlu sayfalarında destanlar yazdık. Ali Recan’ın bizlere kazandırdığı, Türkiye’nin ilk süper kahramanlarından ‘Volkan’, casusların ve gizli örgütlerin dünyasında vatansever bir yüreğin neler yapabileceğini kanıtladı. Turhan Selçuk’un ‘Abdülcanbaz’ı ise bize bir İstanbul beyefendisinin zekasıyla neleri başarabileceğini gösterdi.
O RUH HALA YAŞIYOR
Peki, bu kâğıttan kahramanları bizim için bu kadar vazgeçilmez kılan neydi? Belki de her şeyden önce sundukları o sarsılmaz adalet duygusuydu. Kötülerin önünde sonunda cezalandırıldığı, iyiliğin ise bazen bir kurşunla bazen bir zekâ oyunuyla mutlak zafer kazandığı bir dünyada kendimizi güvende hissederdik. Üstelik bu dünyaya girmek çok kolaydı. Mahalle aralarında kurulan takas tezgâhları çizgi romanı paylaşmanın ve dostluğun simgesiydi. Bir ‘Zagor’ verir, yerine iki ‘Kaptan Venüs’ alırdınız; sayfalar yıprandıkça hikayeler daha da kıymetlenirdi.
Bugün o sayfalar sararmış, ciltler dağılmış olabilir. Ancak o karelerin içine gizlenmiş olan macera ruhu, çocuksu merak ve dürüstlük idealleri hala bir yerlerde yaşamaya devam ediyor. Çizgi romanlar bizim için sadece birer kitap değil; çocukluğumuzun siyah-beyaz günlerine atılmış en canlı, en unutulmaz imzalardı. Şimdi ne zaman eski bir sahafın önünden geçsek, burnumuza çalınan o kâğıt kokusu bizi hala Darkwood Ormanları’na ya da Vahşi Batı’nın uçsuz bucaksız ovalarına götürmeye yetiyor.
DÜN ZAGOR, BUGÜN MANGA
İşte bugünün çizgi roman dünyasındaki o çarpıcı dönüşüm:
* Çocukken cebimizdeki harçlıkla aldığımız o ince kağıtlı maceralar bugün sert kapaklı, özel koleksiyon baskılarıyla kütüphanelerin başköşesinde. ‘Teks’ ve ‘Zagor’ artık koleksiyoncuların kıymetli hazinesi.
* Eğer bir kitapçıda heyecanla rafları karıştıran gençler görüyorsanız bilin ki orası Japon çizgi romanı (Manga) bölümüdür. Batı’nın süper kahramanları sinemayı ele geçirmiş olsa da kağıt üzerindeki krallığı artık Japonlar yönetiyor.
* Yeni nesil artık sayfa çevirmiyor, ekranı aşağı kaydırıyor. Akıllı telefonlar için özel tasarlanan Webtoon’lar milyonlarca genci ekran başına kilitlerken, çizgi romanın geleceğini dijital olarak yeniden tanımlıyor.
* Eskiden çizgi roman okumak bir alt kültür merakıydı. Bugün ise çizgi romanlar milyar dolarlık film endüstrisinin senaryo laboratuvarı haline geldi. Herkesin bir favori süper kahramanının olması artık kaçınılmaz.
Sözün özü: Araçlar değişse de amaç hep aynı kaldı. Dün Darkwood Ormanları’nda Zagor’la adalet arayan ruh, bugün Tokyo sokaklarında ya da uzak galaksilerde yeni maceraların peşinden koşuyor. Çizgi roman ölmedi, sadece pelerinini değiştirip aramıza yeniden karıştı.












