Erken çocukluk ve ergenlikte duygu durum bozuklukları

Çocukların da tıpkı yetişkinler gibi mutlu, üzgün, öfkeli, heyecanlı ya da kaygılı hissettiğini biliyoruz. Bu duygular yaşamın doğal bir parçasıdır ve bireyin çevresine uyum sağlamasına yardımcı olur. Ancak bazen duyguların yoğunluğu, süresi ve günlük yaşam üzerindeki etkisi olağan sınırların ötesine geçebilir. İşte, bu noktada duygu durum bozukluklarından söz edilir.

Uzun yıllar boyunca, duygu durum bozukluklarının daha çok yetişkinlerde görüldüğü düşünülmüş olsa da günümüzde yapılan çalışmalar bu bozuklukların çocukluk ve ergenlik dönemlerinde de ortaya çıkabildiğini gösteriyor. Ancak çocuklar ve ergenler yaşadıkları duygusal güçlükleri yetişkinler gibi ifade edemedikleri için belirtiler çoğu zaman farklı şekillerde ortaya çıkar ve gözden kaçabilir.

DUYGU DURUMU VE DUYGU DURUM BOZUKLUĞU NEDİR?

Duygu durumu, bireyin belirli bir süre boyunca devam eden genel duygusal atmosferini ifade eder. Günlük yaşamda yaşanan olaylara bağlı olarak duygularda değişimler olması beklenen ve sağlıklı bir durumdur. Ancak çökkünlük, mutsuzluk, öfke, huzursuzluk ya da taşkınlık gibi duyguların uzun süre devam etmesi ve bireyin işlevselliğini etkilemesi durumunda duygu durum bozukluklarından söz edilir.

Duygu durum bozuklukları yalnızca kişinin nasıl hissettiğini değil; düşüncelerini, davranışlarını, sosyal ilişkilerini, akademik başarısını ve yaşam kalitesini de etkileyebilir.

Burada önemli olan nokta, her üzüntünün depresyon, her öfke nöbetinin bir ruhsal bozukluk anlamına gelmediğini bilmektir. Çocuklar ve ergenler gelişimlerinin doğal bir parçası olarak zaman zaman yoğun duygular yaşayabilirler. Duygu durum bozukluklarında ise belirtiler daha uzun sürer, daha yoğun yaşanır ve çocuğun günlük yaşamını belirgin biçimde etkiler.

ÇOCUK VE ERGENLERDE NEDEN ORTAYA ÇIKAR?

Duygu durum bozukluklarının ortaya çıkmasında tek bir neden yok. Günümüzde uzmanlar bu durumu biyopsikososyal modelle açıklıyor. Buna göre biyolojik, psikolojik ve çevresel etkenler birbirleriyle etkileşim içinde çalışır.

* Biyolojik etkenler: Genetik yatkınlık duygu durum bozukluklarının gelişiminde önemli rol oynar. Ailede depresyon veya bipolar bozukluk öyküsünün bulunması riski artırabililir. Bunun yanında beynin duygu düzenleme süreçlerinde görev alan bölgelerindeki işlevsel farklılıklar ve serotonin, dopamin gibi nörotransmitter sistemlerindeki dengesizlikler de etkili olabilir. Özellikle ergenlik döneminde yaşanan hormonal değişimler duygu durumundaki dalgalanmaları artırarak mevcut yatkınlıkların ortaya çıkmasını kolaylaştırabilir.

* Psikolojik etkenler: Çocuğun mizacı, kendilik algısı ve stresle baş etme becerileri ruh sağlığını etkileyen önemli faktörler… Düşük benlik saygısı, olumsuz düşünce kalıpları, yoğun kaygı, mükemmeliyetçilik ve duygu düzenleme güçlükleri risk oluşturabilir.

* Aile ve çevresel etkenler: Çocuklar gelişimlerini çevreleriyle kurdukları ilişkiler içinde sürdürürler. Bu nedenle yaşadıkları deneyimler ruh sağlıklarını doğrudan etkiler. Ebeveyn kaybı, boşanma, aile içi çatışmalar, ihmal veya istismar, akran zorbalığı, sosyal dışlanma, travmatik yaşantılar ve yoğun akademik baskı duygu durum bozukluklarının ortaya çıkmasında rol oynayabilir.

Son yıllarda özellikle ergenlerde sosyal medya kullanımı, çevrim içi zorbalık, sürekli karşılaştırılma hissi ve ekran başında geçirilen sürenin artışı da ruh sağlığını etkileyen faktörler arasında gösteriliyor. Ancak sosyal medya tek başına bir duygu durum bozukluğuna neden olmaz, var olan risk faktörleriyle birleştiğinde olumsuz etkileri daha belirgin hale gelebilir. Ancak önemli olan nokta, bu yaşantıları deneyimleyen her çocukta mutlaka bir ruhsal bozukluk gelişmeyeceğidir. Koruyucu aile ilişkileri, güvenli bağlanma, sosyal destek ve sağlıklı arkadaşlık ilişkileri riskleri azaltabilir.

ERKEN ÇOCUKLUK DÖNEMİNDE NASIL GELİŞİYOR?

Erken çocukluk dönemi, duyguların tanınması ve düzenlenmesinin henüz gelişmekte olduğu bir dönem. Bu nedenle küçük çocuklar yaşadıkları sıkıntıları çoğu zaman sözlerle değil davranışlarıyla ifade ederler.

* Majör depresif bozukluk: Depresyon, okul öncesi dönemde de görülebiliyor. Ancak yetişkinlerde olduğu gibi sürekli üzüntü şeklinde ortaya çıkması beklenmez. Çocuklarda sürekli huzursuzluk, nedensiz ağlama nöbetleri, oyuna karşı ilgi kaybı, sosyal geri çekilme, uyku ve iştah değişiklikleri, ayrılık kaygısında artış, gelişimsel becerilerde gerileme gibi belirtiler gözlenebilir. Depresif çocuklar çoğu zaman ‘huysuz’, ‘isteksiz’ veya ‘sürekli mızmızlanan’ çocuklar olarak tanımlanabilmektedir.

* Yıkıcı duygu durumu düzenleyememe bozukluğu (DMDD): Bu bozukluk özellikle çocukluk döneminde görülen kronik öfke ve irritabilite ile karakterizedir. Çocuklarda sık ve yoğun öfke nöbetleri, yaşıtlarına göre aşırı tepkiler, sürekli gerginlik, hayal kırıklığına düşük tolerans, duygularını kontrol etmekte güçlük gözlenebilir. Bu belirtiler zaman zaman her çocukta görülebilse de DMDD’de öfke nöbetleri gelişim düzeyine göre beklenenden çok daha sık ve şiddetlidir.

ERGENLİKTE KENDİSİNİ NASIL BELLİ EDİYOR?

Ergenlik dönemi; fiziksel değişimlerin, kimlik arayışının ve sosyal ilişkilerdeki dönüşümlerin yoğun yaşandığı bir süreç. Bu dönemde duygu durum bozukluklarının görülme sıklığı artış gösterebilir.

* Majör depresif bozukluk: Ergenlerde depresyon yetişkinlerde görülen belirtilere daha çok benzerlik gösterir. Belirtiler arasında sürekli mutsuzluk, umutsuzluk, ilgi ve motivasyon kaybı, akademik başarıda düşüş, arkadaş ilişkilerinden uzaklaşma, uyku ve iştah değişiklikleri, değersizlik düşünceleri yer alabilir. Ancak birçok ergende depresyon kendisini üzüntüden çok öfke, tahammülsüzlük ve çatışmacı davranışlarla gösterebilir.

* Persistan depresif bozukluk (Distimi): Distimi daha hafif belirtilerle seyreden ancak uzun süre devam eden bir depresif bozukluktur. Bu gençlerde sürekli karamsarlık, kendini yetersiz hissetme, düşük özgüven, umutsuzluk, sosyal geri çekilme görülebilir. Belirtilerin uzun yıllar boyunca devam etmesi nedeniyle çoğu zaman bir kişilik özelliği gibi değerlendirilebilir.

* Bipolar bozukluk: Bipolar bozukluk depresif dönemlerle mani veya hipomani dönemlerinin bir arada görüldüğü bir duygu durum bozukluğudur. Mani dönemlerinde aşırı enerji, çok konuşma, risk alma davranışlarında artış, az uyuma ihtiyacı, kendini olduğundan daha güçlü veya özel hissetme gibi belirtiler görülebilir. Bu dönemlerin ardından çökkünlük ve isteksizlikle karakterize depresif dönemler yaşanabilir.

* Siklotimik bozukluk: Siklotimik bozukluk, bipolar bozukluğun daha hafif ancak daha uzun süreli seyreden bir biçimi olarak değerlendirilir. Ergenlerde duygu durumunda belirgin iniş çıkışlar görülür. Bazı dönemlerde enerjik ve hareketli olan genç, başka dönemlerde isteksiz, karamsar ve içine kapanık olabilir. Bu değişimler çoğu zaman ‘ergenlik dönemi dalgalanmaları’ olarak yorumlandığı için fark edilmeyebilir.

BELİRTİLER NEDEN GÖZDEN KAÇABİLİR?

Çocukluk ve ergenlik dönemindeki duygu durum bozuklukları sıklıkla davranış problemleriyle karıştırılabilir. Örneğin; depresyondaki bir çocuk ‘söz dinlemeyen’, DMDD tanılı bir çocuk ‘şımarık’, depresyondaki bir ergen ise ‘asi’ olarak değerlendirilebilir. Oysa, bu davranışların altında duygusal bir güçlük yatıyor olabilir.

Çocuklar ve ergenler çoğu zaman yaşadıkları duygusal sıkıntıları doğrudan ifade edemezler. Bunun yerine öfke nöbetleri, içe kapanma, okul başarısında düşüş, arkadaş ilişkilerinde bozulma ya da davranış sorunlarıyla yardım çağrısında bulunabilirler. Bu nedenle yalnızca davranışa değil, davranışın altında yatan duyguya da odaklanmak önemlidir.

ÇOCUKLARIN RUH SAĞLIĞINI DESTEKLEYEN KORUYUCU ETKENLER

Her risk faktörü bir duygu durum bozukluğuna yol açmaz. Çocukların ve ergenlerin ruh sağlığını güçlendiren birçok koruyucu etken bulunur. Bunlar arasında güvenli ve destekleyici aile ilişkileri, duyguların yargılanmadan ifade edilebilmesi, tutarlı sınırlar ve günlük rutinler, sağlıklı akran ilişkileri, fiziksel aktivite, yeterli uyku, aidiyet duygusu, gerektiğinde profesyonel destek alınması sayılabilir.

Çocukların ruh sağlığını korumak yalnızca sorun ortaya çıktığında müdahale etmekle değil; onların duygularını tanıyabilen, ifade edebilen ve gerektiğinde yardım isteyebilen bireyler olarak yetişmelerini desteklemekle mümkündür.

NE ZAMAN PROFESYONEL DESTEK ALINMALI?

Bir çocuğun ya da ergenin duygu durumunda gözlenen değişiklikler haftalar boyunca devam ediyor, günlük yaşamını etkiliyor, okul başarısında düşüşe neden oluyor veya sosyal ilişkilerini bozuyorsa bir uzmana başvurmak yararlı olacaktır. Erken dönemde fark edilen ve uygun şekilde desteklenen çocuklar, duygusal güçlüklerle baş etme konusunda önemli kazanımlar elde edebilmektedir.

Sonuç olarak: Duygu durum bozuklukları yalnızca yetişkinlere özgü değildir. Çocuklar ve ergenler de depresyon, bipolar bozukluk veya duygu düzenleme güçlükleri yaşayabilirler. Ancak bu bozukluklar gelişim dönemlerine göre farklı şekillerde ortaya çıkar. Bu nedenle çocukların ve gençlerin davranışlarına yalnızca disiplin ya da uyum açısından değil, duygusal ihtiyaçları açısından da bakabilmek büyük önem taşır.

Çocuklar çoğu zaman yaşadıkları duygusal zorlukları kelimelerle anlatamazlar. Bunun yerine davranışlarıyla anlatırlar. Bazen bir öfke nöbetinin bazen sessizliğin bazen de okul başarısındaki düşüşün arkasında görülmeyi bekleyen bir duygu olabilir. Çocukların ne yaptıklarını anlamaya çalışırken, ne hissettiklerini de görebilmek ruh sağlıklarını desteklemenin en önemli adımlarından biridir.

Paylaş

Yazarın Diğer Yazıları