Sizin de çocuğunuz yerinde duramıyor, unutkan, dikkatini veremiyor mu?
Bir çocuk yerinde duramıyorsa, sık sık unutuyorsa, dikkatini toplamakta zorlanıyorsa ya da söz kesiyorsa çoğu zaman çevresinden şu cümleleri duyarız:
“Biraz daha disiplinli olsa düzelir.”
“İsterse yapar.”
“Çok şımarık.”
“Bizim zamanımızda böyle çocuk yoktu.”
Oysa her hareketli ya da dikkati çabuk dağılan çocuk ‘yaramaz’ değildir.
Günlük hayat içinde sıkça kullandığımız bazı kavramlar vardır.
Onları bildiğimizi düşünürüz, ancak durup gerçekten ne anlama geldiklerini pek sorgulamayız.
‘Ruh sağlığı’ da bunlardan biridir.
Size, “Ruh sağlığı nedir?” diye sorulsa nasıl tanımlardınız?
Çoğumuz ruh sağlığını yalnızca psikolojik rahatsızlıklarla ilişkilendiririz.
Oysa ruh sağlığı; insanın düşünme, hissetme, ilişki kurma, üretken olma, yaşamın getirdiği stresle başa çıkabilme ve içinde bulunduğu topluma katkı sağlayabilme kapasitesiyle yakından ilişkilidir.
World Health Organization (WHO) ve American Psychiatric Association’ın (APA) tanımlarına göre ruh sağlığı; bireyin psikolojik, duygusal ve sosyal açıdan dengeli bir yaşam sürdürebilme kapasitesidir.
Ancak ruh sağlığı yalnızca yetişkinlik dönemine ait bir konu değildir.
İnsan zihni; çocukluk, ergenlik ve çevresel deneyimlerle birlikte gelişen dinamik bir yapıya sahiptir.
Bu nedenle çocukların gelişim süreçlerinde yaşadıkları bilişsel, duygusal ve davranışsal zorlanmalar ileriki yaşamlarını da etkileyebilir.
Çocukluk ve ergenlik döneminde görülen psikiyatrik bozukluklar, gelişimsel dönemlerin kendine özgü özellikleri nedeniyle yetişkinlik dönemindeki ruhsal sorunlardan farklı değerlendirilmelidir.
Bu noktada gelişimsel psikopatoloji, çocuk ve ergenlerde görülen psikiyatrik bozuklukların gelişimsel süreçlerle birlikte ele alınmasının önemini vurgulayan önemli bir alandır.
Çocukluk ve ergenlik döneminde en sık görülen nörogelişimsel bozukluklardan biri ise ‘Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu’ (DEHB)’dir.
DEHB NEDİR?
DEHB; dikkat eksikliği, dürtüsellik ve hiperaktivite belirtileriyle karakterize edilen, bireyin akademik, sosyal ve duygusal işlevselliğini etkileyebilen nörogelişimsel bir bozukluktur.
Özellikle belirtilerin çocuğun yaşına ve gelişim düzeyine göre değerlendirilmesi, doğru tanı ve uygun destek yöntemlerinin belirlenmesi açısından büyük önem taşır.
DEHB, çocuğun isteyerek yaptığı bir davranış problemi değildir.
Bu durum; beynin dikkat, planlama, organize olma ve dürtü kontrolüyle ilgili alanlarının farklı çalışmasıyla ilişkilidir.
Yani çocuk; ‘inat ettiği için’ dikkatini vermez, ‘umursamadığı için’ unutmaz, ‘terbiyesiz olduğu için’ söz kesmez.
Çoğu zaman gerçekten zorlanır.
BELİRTİLERİ NELERDİR?
Her çocuk zaman zaman hareketli olabilir ya da dikkatini toplamakta zorlanabilir.
DEHB’de ise bu durum daha yoğun, daha sık ve çocuğun günlük yaşamını etkileyecek düzeydedir.
Dikkatini uzun süre sürdürememe, ödevleri yarım bırakma, eşyaları sık kaybetme, unutkanlık, dinlemiyormuş gibi görünme, kolay dikkatin dağılması, hiperaktivite ve dürtüsellik, yerinde duramama, sürekli hareket etme, çok konuşma, sıra beklemekte zorlanma, düşünmeden hareket etme, başkalarının sözünü kesme en belirgin belirtilerdir.
DSM-5 tanı ölçütlerine göre belirtilerin 12 yaşından önce başlaması, en az 6 ay sürmesi, birden fazla ortamda görülmesi, çocuğun günlük yaşamını belirgin şekilde etkilemesi gerekir.
DEHB belirtileri her çocukta aynı şekilde görülmez.
Bazı çocuklar evde daha rahatken okul ortamında zorlanabilir.
Bazıları ise tam tersine evde daha yoğun belirtiler gösterebilir.
Bu nedenle tanı yalnızca tek bir davranışa bakılarak konulmaz.
Uzmanlar; belirtilerin ne kadar sürdüğüne, hangi ortamlarda görüldüğüne, çocuğun yaşına uygun olup olmadığına birlikte bakar.
YENİ NESİL HASTALIĞI MI?
Hayır, sanılanın aksine DEHB, modern çağda ortaya çıkmış bir bozukluk değildir.
Heinrich Hoffmann, 1844 yılında ‘Kıpır Kıpır Phill’ karakterini anlattığı bir hikâye kitabı yayımlamıştır.
Bilimsel anlamda DEHB’ye ilişkin ilk sistematik tanımlama ise 1902’de George Frederic Still tarafından yapılmıştır.
Still; bazı çocukların zihinsel yetersizlikleri olmadığı hâlde aşırı hareketli olduklarını, akademik olarak zorlandıklarını ve davranışlarını düzenlemekte güçlük yaşadıklarını belirtmiştir.
Günümüzde bu belirtiler DEHB’nin temel tanı ölçütleri arasında yer almaktadır.
Daha sonraki yıllarda farklı isimlerle tanımlanan bu bozukluk, 1987 yılında ‘Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu’ (DEHB) olarak adlandırılmıştır.
Günümüzde DEHB, üzerine en fazla bilimsel araştırma yapılan nörogelişimsel bozukluklardan biri olarak kabul edilmektedir.
NEDENİ NEDİR?
Araştırmalar, DEHB’nin büyük ölçüde genetik geçişli olduğunu göstermektedir.
Aile içinde benzer dikkat, hareketlilik ya da dürtüsellik özellikleri görülebilir.
Bunun yanında; gebelik süreci, erken doğum, çevresel stres, uyku düzeni, yoğun ekran maruziyeti gibi bazı etkenler belirtilerin şiddetini etkileyebilir.
TANISI NASIL KONUR?
Birçok anne baba; “MR çekilecek mi?”, “Kan tahlili gerekir mi?” gibi sorular sorar.
DEHB tanısı için genellikle beyin görüntüleme yöntemleri, MR, kan testi gibi tetkikler gerekmez.
Tanı; çocukla yapılan görüşmeler, aile ve öğretmen gözlemleri, gelişim öyküsü ve uzman değerlendirmesiyle konur.
DEHB olan çocuklar çoğu zaman ‘tembel’, ‘dağınık’, ‘sorumsuz’, ‘yaramaz’ etiketleriyle büyür.
Oysa bu çocukların çoğu aslında çok çaba gösterir.
Sürekli eleştirilmek ve karşılaştırılmak ise zamanla özgüvenlerini zedeleyebilir.
Erken fark edilen ve doğru şekilde desteklenen çocuklar okul yaşamında, arkadaş ilişkilerinde, özgüven gelişiminde çok daha sağlıklı ilerleyebilir.
Çünkü doğru bilgi, anlayış ve destek DEHB’de en güçlü başlangıçtır.





