Evimizin 4 ayaklı filozofları

Eğer hayat bir senfoni olsaydı, köpekler o senfoninin coşkulu davulları, kediler ise kimseye eyvallahı olmayan o zarif keman soloları olurdu. Biri kapıdan girdiğiniz an sanki piyangoyu kazanmışçasına üzerinize atlar, diğeri ise, “Geldin mi? İyi, mamamı ver de köşeme çekileyim” bakışı atar. Onlar olmasaydı yalnızlık çok daha ağır, sabah yürüyüşleri çok daha sıkıcı, eve dönüşler çok daha ruhsuz olurdu. Biz onlara bakıyoruz sanıyoruz ama aslında onlar bizim ruhumuzu iyileştiriyor.

Bazı sabahlar vardır, alarmın o metalik sesiyle değil de yüzünüze değen ıslak bir burun ya da göğsünüzde yankılanan ritmik bir mırıltıyla uyanırsınız. İşte o an dünyanın tüm kaosu kapının dışında kalır. Kediler ve köpeklerden bahsettiğimizi sanırım anladınız. Onlar sadece evlerimizi paylaştığımız canlılar değil, aynı zamanda modern zamanın en büyük şifacıları, karşılıksız sevginin yaşayan kanıtları ve belki de dünyanın en iyi yaşam koçları.

Düşünsenize, onlar olmasaydı hayat ne kadar tekdüze olurdu? Kapıdan girdiğimizde bizi dünyayı kurtarmış bir kahraman gibi karşılayan o kuyruk sallaması olmasa, başarısız bir günün yorgunluğunu nasıl atardık? Ya da bir kedi, çalışma masamızın tam ortasına (en önemli evrakların üstüne) kurulup, “Önce beni sev, dünya bekleyebilir” demese, durup dinlenmeyi nasıl öğrenirdik? Biz onlara bakıyoruz sanıyoruz ama aslında onlar bizim vahşileşen ruhlarımızı evcilleştiriyor, bize anın kıymetini hatırlatıyorlar.

HER BİRİNİN KARAKTERİ KENDİNE MÜNHASIR

Dünya üzerinde bu dostluğun yüzlerce farklı tonu var. Uluslararası listelere baktığımızda 400’e yakın köpek, 70’e yakın kedi ırkı boy gösteriyor. Bir yanda Sibirya’nın soğuğuna meydan okuyan mağrur Husky’ler, diğer yanda salonların asil devleri Maine Coon’lar… Kimi bir tüy yumağı kadar yumuşak, kimi bir sporcu kadar çevik. Ancak ister safkan bir aristokrat olsun ister mahallenin o her şeyi bilen bilge tekiri her birinin karakteri şahsına münhasır birer sanat eseri.

Tabii bu dostluğun bir de mutfak tarafı var ki, orası tam bir gurme festivali. Onları beslemek sadece karın doyurmak değil, bir sağlık yatırımı. Köpekler tabaklarındaki brokoliye bile şans veren o neşeli hepçiller olsa da kediler gerçek birer et tutkunu). Onlar için protein bir tercih değil, varoluşsal bir gereklilik. Birinin taze su pınarı aşkı, diğerinin ödül maması için attığı taklalar… İşin sırrı, o masum bakışlara yenik düşüp tabağımızdaki baharatlı yemekleri onlarla paylaşmamakta saklı. Çünkü onların sağlığı bizim en büyük mutluluk sermayemiz.

BİLDİKLERİMİZ DEVEDE KULAKTAN İBARET

Onlar hakkında bildiklerimiz, bilmediklerimizin yanında devede kulak kalıyor. Örneğin, bir kedinin mırıltısının insan kemik yapısını iyileştirebilecek kadar özel bir frekansta (25-150 Hz) olduğunu ya da bir köpeğin koku alma duyusunun bizimkinden en az 10 bin kat daha gelişmiş olduğunu bilmek onlara olan saygımızı artırıyor. Onlar dünyayı bizden çok daha farklı, çok daha derin duyumsuyorlar.

Sonuçta, bir kediyle uyumak ya da bir köpekle uzun bir yürüyüşe çıkmak insanın kendine verebileceği en güzel hediye. Onlar hayatımıza girdiklerinde sadece tüylerini ve neşelerini değil, ruhlarını da getiriyorlar. Eğer evinizde sizi bekleyen dört pati varsa dünyanın en zengin insanı sizsiniz demektir. Çünkü sevgi, onların lügatinde hiçbir zaman ‘ama’ veya ‘fakat’ barındırmıyor.

MİNİ TEST: RUH EŞİNİZ HANGİSİ?

Aşağıdaki seçeneklerden hangisi size daha yakın? Cevaplarınız, kalbinizin hangi patinin ritmiyle attığını söyleyecek.

* Mükemmel bir pazar günü planınız nedir?

A) Spor ayakkabıları giyip doğada uzun bir yürüyüş yapmak ve yeni yerler keşfetmek.

B) En sevdiğim battaniyenin altında elimde kahve ve kitapla saatlerce dünyadan kopmak.

* Bir arkadaşınız size bir iyilik yaptığında tepkiniz ne olur?

A) Coşkuyla teşekkür eder mutluluğumu herkesle paylaşırım.

B) Hafifçe gülümser minnetimi daha sessiz ve derinden belli ederim.

* Evdeki dekorasyon anlayışınız nasıldır?

A) Her yer yaşam dolu olsun, biraz dağınıklık evin neşesidir.

B) Minimalist, estetik ve her objenin kendi yerinde olduğu bir düzen.

Sonuç: A’lar çoğunluktaysa bir köpeğin enerjisine ve sonsuz sadakatine ihtiyacınız var. B’ler çoğunluktaysa bir kedinin dinginliği ve gizemli dünyası tam size göre.

ZIT KUTUPLARIN DANSI

Peki ya, “Ben ikisinden de vazgeçemem” diyenler? İşte orada gerçek bir sitcom başlar. Kedi ve köpek aynı evde yaşamaya başladığında doğanın o meşhur ezberi bozulur. Başlarda çekişmeli bir diplomatik kriz yaşansa da zamanla sessiz bir anlaşma imzalanır.

Köpek, evin heyecanlı ve her şeye “Evet” diyen stajyeri gibi ortalıkta koştururken; kedi, kollarını kavuşturmuş bir CEO edasıyla onu yüksek bir rafın üzerinden izler. Biri topun peşinden koşarken, diğeri “Neden koşuyorsun ki, top yine oraya gelecek?” der gibi bakar. Ama asıl mucize gece olduğunda gerçekleşir. O birbirini anlamaz gibi görünen iki farklı tür, koltuğun bir köşesinde birbirine sokulup tek bir tüy yumağına dönüştüğünde dünyanın en barışçıl karesi ortaya çıkar. Onların bu bir aradalığı bize şunu fısıldar: Farklı dilleri konuşsak da aynı sevgi dilinde buluşmak her zaman mümkün.

Paylaş

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir