Dünyanın neresine giderseniz gidin; ister New York’un en lüks kafe zincirinde bir bagel ister Paris’te kruvasan yiyin. Hiçbiri, o sıcacık çıtır simidin verdiği mutluluğu vermez.
Sabahın ilk ışıklarında, henüz şehir tam uyanmamışken, “Taze çıktı, çıtır çıtır, simiiit” narasının duyulduğu o an, diyetlerin bozulduğu, iştahların kabardığı ve her Türk vatandaşının ortak bir paydada buluştuğu andır. Evet; simit biz Türkler için sadece bir susamlı halka değil, sosyalleşme aracı, yoksul sofrasının baş tacı, zengin masasının en samimi misafiri, bir kültürdür.
DÜNYANIN BİLİNEN İLK ‘FAST-FOOD’U
Bize has bir lezzet olan simidin kökleri Osmanlı İmparatorluğu’nun derinliklerine, 14’üncü Yüzyıl’a kadar uzanır. Saray mutfağında ‘Simit-i Halka’ adıyla anılan bu lezzet, padişahların iftar sofralarından yeniçerilerin azığına kadar her yerdeydi. Hatta II. Süleyman döneminde simitçiler esnafının bir nizamnamesi olduğu, yani kalitenin o zamanlardan tescilli olduğu bilinir.
Simit aynı zamanda dünyadaki ilk ‘fast food’ örneklerinden biri kabul edilir. Zira, 17’nci Yüzyıl İstanbul’unda simitçiler tepsileri başlarının üzerinde taşıyarak şehri bir uçtan bir uca gezerlerdi. Günümüzde ise Türkiye adeta bir simit imparatorluğu. Öyle ki, her bölgenin kendi anayasası var. Ancak bazıları bu konuda çıtayı oldukça yükseğe taşımış durumda.
LİSTENİN BAŞINDA ANKARA SİMİDİ VAR
Listenin başında genellikle ‘Ankara Simidi’ gelir. Onu diğerlerinden ayıran en büyük özellik, hamurunun pekmezli suya (soğuk batırma) batırıldıktan sonra susamlanmasıdır. Çok koyu renkli (neredeyse yanık gibi), ince ve oldukça çıtırdır. Pekmezin verdiği hafif karamelize bir tat ön plandadır.
İzmirliler için o ‘simit’ değil, ‘gevrek’tir. Ankara Simidi’nden farkı, hamurun önce sıcak pekmezli suda kısa bir süre pişirilip (haşlanıp) sonra fırına verilmesidir. Dışı oldukça kıtır, içi ise daha yumuşaktır. Yanında mutlaka İzmir tulum peyniri ile anılır.
‘İstanbul Simidi’, sokak kültürünün vazgeçilmezidir. Genellikle daha kalın ve etli olur. Diğerlerine göre daha açık renkli ve bol susamlıdır. Vapurda martılara atmak işin olmazsa olmazıdır.
Şaşırtıcı gelebilir ama Kastamonu Simidi’nde susam bulunmaz. ‘Kel simit’ olarak da bilinir. Elma pekmezli sıcak suya batırılır ve susamsız pişirilir. Oldukça sert ve aromatiktir, genelde tirit yapımında kullanılır.
‘Eskişehir Simidi’, Ankara Simidi’ne benzese de kendine has bir hayran kitlesi vardır. Çok ince ve oldukça kıtırdır. Eskişehir’de sabah erkenden fırın önlerinde kuyruk görmeniz normaldir.
Dünyanın ‘simitvari’ lezzetleri
* Alman Pretzel (Brezel): Simidin havalı ve tuzlu kuzeni. Üzerinde susam yerine iri kaya tuzları olur. Hamuru daha koyu, dokusu daha serttir. Yanında bir bardak soğuk içecekle Alplerin vazgeçilmezidir.
* Rus Bublik: Simitten daha büyük ve daha tatlıdır. Genellikle çayın yanında tatlı niyetine tüketilir. Bizimkine göre çok daha pofuduk bir yapısı vardır.
* Yunan Koulouri: Selanik ve Atina sokaklarında görürseniz şaşırmayın. Bizim simidimizin ikiz kardeşidir. Genelde daha az pekmezli ve daha açık renklidir ama ruhu aynıdır.
Ankara Simidi: Simit dünyasının ‘ağır abisi’dir. Öyle herkesin dişi kesmez, idmanlı olmayı gerektirir.
İzmir Gevreği: İzmirlilere göre gevrek, simitten çok daha zahmetli bir süreçten geçer.
İstanbul Simidi Simit dünyasının ‘halkla ilişkiler müdürü’dür. Herkesle arası iyidir. Vapurda martılara atılacak kadar cömerttir.
Simit, sınıfsız bir yiyecektir. Bir işçinin şantiyedeki kumanyası olduğu kadar, lüks bir villanın pazar kahvaltısında gümüş tepside sunulan başrol oyuncusudur.
Simit kokusu sokaklara yayıldığında akan sular durur. O koku, eve gelen huzurun, okul yolundaki neşenin, ofiste verilen kısa bir molanın kokusudur.
Simit kendi kendine yeten bir sanat eseridir. Hiçbir şeye ihtiyacı yoktur. Sadece kendisi ve o muazzam susam kokusu yeterlidir.












