Bazı yolculuklar yeni yerler keşfetmek için yapılır, bazıları ise insanın kendisini yeniden bulması için… Bu kez rotam Bulgaristan’ın güneyindeki Rodop Dağları’nın eteklerinde yer alan Momçilgrad (Mestanlı) ve çocukluğumun geçtiği Oyacılar Köyü.
5 yıl aradan sonra yeniden döndüğüm bu topraklarda aslında sadece bir köyü değil, hafızamın en güzel sayfalarını ziyaret ettim. Çünkü bazen bir ev sadece dört duvardan ibaret değildir. Bir ömrün saklandığı yerdir.
RODOPLAR’IN SAKLI GÜZELLİĞİ
Türkiye’den yola çıkanların büyük bölümü Kapıkule’den geçerek yaklaşık 3 saat sonra Kırcaali bölgesine ulaşıyor. Buradan Momçilgrad’a uzanan yol ise Rodop Dağları’nın yeşil vadileri arasından geçiyor. Yol boyunca ayçiçeği tarlaları, küçük köyler, eski taş evler ve yemyeşil ormanlar size eşlik ediyor. Burası yıllar önce Türkiye’ye göç etmiş binlerce ailenin doğduğu topraklar. Belki de bu yüzden buraya gelen herkes biraz kendi hikâyesini de buluyor.
OVACILAR’DA ZAMAN DURMUŞ GİBİ
Benim çocukluğumun geçtiği Oyacılar Köyü hâlâ aynı sessizliğini koruyor. Avlular, taş evler, sabah horoz sesleri, bahçelerde dolaşan tavuklar… Sanki yıllar hiç geçmemiş. Dedemin, babaannemin, annemin, babamın ve bütün ailemin aynı çatı altında yaşadığı eve yeniden girdiğimde her odanın ayrı bir sesi vardı. Onlar artık burada değildi. Ama sevgileri hâlâ evin duvarlarında dolaşıyordu. İşte insan bazen bunun için kilometrelerce yol gidiyor.
İLK İŞİM GİDİP BANİÇKA ALMAK OLDU
Bulgaristan’a gelir gelmez yaptığım ilk şeylerden biri sıcak bir ‘baniçka’ almak oldu. Daha ilk lokmada çocukluğuma döndüm. Ardından markete girip yıllardır unutamadığım ‘Fafla’ gofretini aradım. Raflarda görünce gülümsedim. Meğer özlediğim şey sadece o tat değilmiş. O tatla birlikte gelen insanlar, sesler ve anılarmış.
Bulgaristan’dan alınacak çok lezzet var. Benim favorilerim şöyle: Kaşkaval peyniri, beyaz salamura peynir, Fafla gofret, yerel bal, ev yapımı ajvar, lutenitsa, Bulgar baharatları, gül reçeli, köy tereyağı. Market raflarında gezerken bile çocukluğunuzla karşılaşabilirsiniz.
(kutular)
NE YENİR?
Rodop mutfağı Balkanların en samimi sofralarından birine sahip. Baniçka, kavarma, kapama, Shopska salatası, ızgara köfte ve kebapçe, ev yoğurdu, ayran, Kifla, kuşburnu çayı, ıhlamur mutlaka denenmeli. Benim için ise en unutulmaz tat hâlâ babaannemin yaptığı zeytinyağlı yumurtaydı. Belki de yemeği özel yapan tarif değildi. Onu pişiren sevgiydi.
NEREDE KALINIR?
Momçilgrad ve Kırcaali çevresinde şehir otelleri oldukça ekonomik. Doğayla baş başa kalmak isteyenler ise köy pansiyonlarını tercih edebilir. Sabah kuş sesleriyle uyanıp Rodopların temiz havasını solumak bu yolculuğun en güzel taraflarından biri.
NERELER GÖRÜLMELİ?
Vaktiniz varsa Kırcaali şehir merkezi, Perperikon Antik Kenti, Taş Mantarlar (Stone Mushrooms), Studen Kladenets Baraj Gölü, Şeytan Köprüsü,Rodop Dağları’nın köy yollarını mutlaka gezin. Her biri Balkan coğrafyasının farklı bir yüzünü gösteriyor.
BİR FİNCAN ÇAYIN ANLATTIKLARI
Bu yolculukta beni en çok mutlu eden şeylerden biri doktor kuzenim Nihat’ı görmek oldu. Onu her gördüğümde sanki babaannemden, dedemden, annemden ve babamdan küçük parçalar görüyorum. Annemin en yakın dostu Embiye abla ise hâlâ bizi aynı sevgiyle karşılıyor. “Bana annenden kalan pırlantalarsınız. diyor. İnsan bazen tek bir cümle için bile bin kilometre yol geliyor.
NEDEN DÖNÜYORUZ?
Yıllar geçiyor. Evler eskiyor. İnsanlar bu dünyadan ayrılıyor. Ama biz yine de köylerimize dönüyoruz. Taşları görmek için değil… Bir zamanlar nasıl sevildiğimizi yeniden hissetmek için! Belki de bu yüzden sıcak bir baniçkanın kokusu boğazımızı düğümlüyor. Bir Fafla gofreti bizi çocukluğumuza götürüyor. Bir fincan kuşburnu çayı gözlerimizi dolduruyor. Çünkü, sonunda anlıyoruz ki, bize bırakılan en büyük miras evler ya da eşyalar değil. Koşulsuz sevildiğimizi hissettiren o güzel insanlar. Ve insan, ömrünün hangi noktasında olursa olsun en çok sevildiği yere dönüyor.





