Televizyonun karşısında otururken kendinizi bir anda o dar sokaklarda yürürken veya uçsuz bucaksız lavanta tarlalarında nefes alırken hayal ettiniz mi? Cevabınız “Evet” ise yalnız değilsiniz!
Artık tatil rotalarımızı geleneksel rehberler değil, dijital platformların algoritmaları belirliyor. Literatürdeki adıyla ‘set jetting’, yani ‘dizi turizmi’ bugün yerel ekonomileri ayağa kaldıran ve köyleri dünya markası şehirler haline getiren devasa bir endüstriye dönüşmüş durumda.
Bir dizi popülerleştiğinde çekildiği bölge bir set alanı olmaktan çıkıp bir tür yeni nesil ziyaretçi merkezine dönüşüyor. İnsanlar artık manzarayı görmekle yetinmiyor, hayranı oldukları karakterin kahve içtiği masaya oturmak, o meşhur kapı eşiğinde fotoğraf çekilmek vs. istiyor.
Türkiye bu konuda dünya liderlerinden biri. Dizi ihracatında Amerika’dan sonra ikinci sırada yer alan ülkemiz, Ortadoğu’dan Latin Amerika’ya kadar binlerce turisti ‘Aşk-ı Memnu’nun yalısını veya ‘Hercai’nin çekildiği Mardin sokaklarını görmeye ikna ediyor.

MADALYONUN İKİ YÜZÜ
Dizi turizmi uykulu bir kasabayı bir gecede dünya yıldızı yapabilir ancak bu durum her zaman bir mutlu sonla da bitmeyebilir. Ekonomik açıdan bir bahar havası yaratan bu akım, yeni istihdam alanları, düzelen yollar ve canlanan yerel el sanatları demek. Ancak madalyonun diğer yüzünde artan yaşam maliyetleri, kalabalıklaşan sessiz sokaklar ve mekanların özgünlüğünü kaybedip sadece birer fotoğraf noktasına dönüşmesi riski de var. Bu yüzden bir dizi turisti olurken yerel halka saygı duymak, küçük esnaftan alışveriş yapmak ve mümkünse ölü sezonlarda seyahat etmek hem mekânın ruhunu koruyor hem de deneyimi daha özel kılıyor.
MARDİN’DEN RİVA’YA
Türkiye’de dizi turizmi denince akla gelen ilk duraklardan biri Mezopotamya’nın kalbi Mardin… ‘Hercai’, ‘Sıla’ ve son olarak ‘Uzak Şehir’ gibi dizilerle sarı kalker taşlı konaklar birer masal sahnesine dönüştü. Özellikle Midyat Konuk Evi’nin terasından şehri izlemek izleyici için dizinin bir parçası olmak gibi.
Rotayı Kapadokya’ya çevirdiğimizde ise ‘Asmalı Konak’la başlayan, ‘Zümrüdüanka’ ve yine son olarak ‘Siyah Kalp’le devam eden o mistik hava bizi karşılıyor. Burada peri bacaları kadar dizilerin dekorasyonuna göre kendini güncelleyen butik oteller de turizmin birer parçası.
Eskişehir Odunpazarı, ‘Gönül Dağı’ ile yerli turistin gözbebeği olurken; birçok diziye ev sahipliği yapan Bursa Gölyazı, ekranda görünen o huzurlu balıkçı sahneleriyle hafta sonu kaçamaklarının bir numaralı adresi haline geldi. Şanlıurfa Göbeklitepe ise Netflix’in ‘Atiye’ dizisiyle gizemli ve mistik bir rota arayanlar için cazibe merkezine dönüştü.
Keza; ‘Karagül’ ve ‘Bir Zamanlar Çukurova’ Adana’nın, ‘Kavak Yelleri’ İzmir Seferihisar’ın, ‘Zeytin Ağacı’ ve ‘Üç Kız Kardeş’ Balıkesir Ayvalık’ın, ‘Taşacak Ha Bu Deniz’ Trabzon Sürmene’nin, ‘Kınalı Kar’ da Bursa Cumalıkızık’ın tanınmasında domino etkisi yarattı, yaratmaya da devam ediyor.
İstanbul ise başlı başına bir plato. Sarıyer’de entrika kokan yalılar, Balat’ta ‘Çukur’un dövmeli duvarları ve Çengelköy-Kuzguncuk’un ‘Ekmek Teknesi’ ve ‘Perihan Abla’lı mahalle kültürü izleyiciyi ekranın ötesine davet ediyor.
Tarih meraklıları için ise adres artık belli: Riva ve Beykoz hattı. Avrupa’nın en büyüklerinden biri olan Bozdağ Film Platoları, ziyaretçilerine 13’üncü Yüzyıl’a ışınlanma imkânı sunuyor. Kayı Obası’nda ok atmak, at binmek veya profesyonel kostümlerle bir ‘alp’ gibi poz vermek sıradan bir tatili epik bir maceraya dönüştürüyor.

ÖNEMLİ OLAN RUHUNA ZARAR
VERMEDEN PARÇASI OLABİLMEK
Dizi turizmi sadece bakmak değil, aynı zamanda tatmak demek. Mardin’de Süryani şarabı yudumlamak, Çengelköy’de Boğaz’a karşı çay-simit keyfi yapmak veya Kapadokya’da testi kebabı kırmak bu deneyimin birer parçası. Ekranın büyüsü bizi bavulumuzu toplamaya itiyorsa, bize düşen bu hikayelerin geçtiği yerlerin ruhuna zarar vermeden, o masalın bir parçası olabilmek.
INSTAGRAM’I SALLAYACAK ‘SET POZ’LARI
Madem dizi turizmi yapıyoruz, karelerimiz de profesyonel olmalı… Mardin’de Mezopotamya Ovası’na veya Kapadokya’da vadilere karşı sanki bir sonraki sezonun planını yapıyormuşçasına uzaklara bakın. Sadece bir kapı tokmağı, bir kılıç kabzası veya bir fincan kahve… Altına diziden ikonik bir replik yazın. Dizideki başrolün oturduğu masaya oturun ve aynı açıyla fotoğraf çekilin.

İZLEYEN AKIN EDİYOR
Sadece Türkiye değil, tüm dünya bu akımın etkisinde. İşte, ekran başında iç geçirdiğimiz o meşhur dünya rotaları:
* Hırvatistan (Dubrovnik): ‘Game of Thrones’ hayranları için burası artık Dubrovnik değil, ‘Kralın Şehri’ (King’s Landing). Şehrin tarihi surlarında yapılan turlar ülke turizmini zirveye taşıdı.
* Yeni Zelanda (Hobbiton): ‘Yüzüklerin Efendisi’ serisi çekildikten sonra bu set kalıcı bir turistik köye dönüştürüldü. Bugün her yıl yüz binlerce kişi o meşhur yuvarlak kapılı Hobbit evlerinin önünde fotoğraf çekilmek için dünyanın öbür ucuna uçuyor.
* Güney Kore (Seul): ‘Squid Game’ ve ‘K-Drama’ rüzgârı Seul sokaklarını dev bir açık hava müzesine çevirdi. Ziyaretçiler artık sadece teknoloji için değil, dizilerde gördükleri o renkli sokak yemeklerini tatmak için Kore’ye gidiyor.
* İzlanda: ‘Vikings’ ve yine ‘Game of Thrones’ sayesinde İzlanda’nın buzulları ve siyah kumsalları viking ruhunu yaşamak isteyen maceraperestlerin ilk tercihi oldu.
* İngiltere ve İskoçya: ‘The Crown’ veya ‘Downton Abbey’ gibi diziler İngiliz şatolarına olan ilgiyi zirveye taşıdı. İskoçya’nın sisli yaylaları ise ‘Outlander’ ile tarih meraklılarının adeta kutsal rotası haline geldi.
* İtalya (Sicilya ve Toskana): ‘The White Lotus’ dizisiyle Sicilya turizmde patlama yaşadı. İnsanlar artık denizin yanı sıra o meşhur İtalyan saraylarında konaklamak ve karakterlerin içtiği Aperol Spritz’i tam o manzarada yudumlamak için buraya akın ediyor. ‘Normal People’ veya klasikleşmiş birçok yapım sayesinde Toskana’nın selvi ağaçlı yolları hayalindeki hayatı yaşamak isteyen dizi gezginlerinin ilk durağı.
* İspanya (Sevilla ve Girona): ‘Game of Thrones’ hayranları için Sevilla’daki Alcázar Sarayı ve Girona sokakları mutlaka görülmesi gerekenler listesinde ilk sıralarda yer alıyor. ‘La Casa de Papel’ rüzgârıyla Madrid yalnızca bir başkent değil, bir direnişin sembolü haline geldi. Dizideki darphane binası (gerçekte İspanyol Ulusal Araştırma Konseyi) önünde fotoğraf çekilmek artık bir gelenek.
* Fransa (Paris): ‘Emily in Paris’ dizisi şehri daha önce hiç görülmemiş bir pembe gözlükle sundu. Bugün Paris’te Emily’nin yemek yediği restoranlarda yer bulmak neredeyse imkânsız. Oturduğu meydan ise turistlerin en çok tercih ettiği fotoğraf noktası.
* Fransız Rivierası: ‘Lupin’ dizisiyle Etretat kayalıkları ve şık sahil kasabaları gizem ve macera arayanların yeni rotası olmuş durumda.












